1 MAYISI DÖKTÜĞÜMÜZ KANLA KIZILA BOYADIK, HEP KIZIL OLACAK!! KIZIL RENGİ SEVİYORUZ SELAM İŞÇİ SINIFINA, SELAM EMEKTAŞLARA.. HER YER TAKSİMDİR ARTIK SENDİKAL HAREKET SINIF MÜCADELESİNİN MOTORUDUR - Blogcu


SENDİKAL HAREKET SINIF MÜCADELESİNİN MOTORUDUR

29/4/2007 - KESK-TARİHÇE

Kategori: sendikal
CUMHURİYET'TEN 1965'E KADAR KAMU EMEKÇİLERİNİN ÖRGÜTLENME SÜRECİ


Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kamu emekçilerinin örgütlenmesi ve sendikalaşması işçilerden daha sonra başlamıştır. 

1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı döneminde nitelikli insan gücünü oluşturanların bir bölümü savaşlar sırasında ölmüş, bir bölümünü oluşturan Ermeni ve Rumlar ülkeden ayrılmıştı. Bu nedenle nitelikli işgücüne olan gereksinim artmıştı.

Bu koşullarda nitelikli işgücüne sahip olanlara maddi ve manevi ayrıcalık tanınmıştır. Bu dönemdeki memurlar klüpleri, yardım sandıkları ve kooperatifleri ile kendilerini diğer çalışanlardan ayırmışlardı. Bunun yanında çalışma süreleri, yıllık izin süreleri, ücretlerinin düzeyi, iş güvencesi ve sosyal güvenlik bakımından itibarlı ve ayrıcalıklı idiler. Örneğin; 1931 yılında memurların faal nüfus içindeki oranı yüzde 1.2 iken, milli gelirden aldıkları pay yüzde 7.1’dir.

Diğer yandan 2. Dünya Savaşı yıllarında piyasada zor bulunan ve karaborsada bulunan kimi mallar memurlara düşük fiatla veriliyor ya da dağıtılıyordu.
Nitelikli ve az bulunan emeğe sahip bu kesim örgütlenme gereksinimi duymadan önemli haklar elde ettiler. Bu nedenlede siyasal iktidarların yanında yer aldılar ve işçilerle diğer emekçi kesimlerden iyice ayrışarak, onların hedefi durumuna geldiler.

1950 öncesi memurlar sahip oldukları ayrıcalığında etkisiyle işveren gibi davranıyorlardı. Diğer yandan bu ekonomik ayrıcalık bazı bürokratların sermaye birikimine bile yol açmış, memuriyetten özel kesime geçenler olmuştur. Ülkemizde memurlar öncelikle tüketim kooperatifleri ve memur dernekleri kurdular. İlk memur sendikası, 1908 yılında II. Meşruiyetin ilanından sonra birden yaygınlaşan sendikalaşma ve grev hareketleri döneminde olmuştur.

1926 yılında kabul edilen 788 Sayılı Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanun’da veya başka bir yasada ve hukuksal düzenlemede memurların sendikalaşmasını yasaklayan bir hüküm olmamasına karşın, her hangi bir sendikal örgütlülük yaratılmamıştır.

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş dönemlerinden başlayarak devletin “memur” statüsünde çalışanlara tanıdığı ayrıcalıklı durum ve 1950’lere kadar devletin memurlara sağladığı olanaklarla birlikte memurlar devletle özdeşleşmişti.

1923-50 döneminde bilinen tek grev Samsun, Adana ve Trabzon telgraf memurlarının 1925 yılında maaşlarının arttırılması talebi ile yaptıkları grevdir. Grevciler İstiklal Mahkemesine verilmiş, yargılama sonucunda Adana’dakilerin tümü beraat ederken, Samsun’dan 5 ve Trabzon’dan 1 telgrafçı cezalandırılmış, diğerleri beraat etmiştir.

II. Dünya savaşından sonra ve özellikle 1950’den sonra memurlar bu ayrıcalıklı konumlarını giderek yitirmeye başladılar. Bu yıllarda okumuş insan sayısı arttı ve okumuşluk bir özellik olmaktan çıktı. Memurların ayrıcalığı olan sosyal güvenlik gibi haklar işçilerede yaygınlaştırıldı.

Burjuvazinin gelişimine paralel olarak ekonomik gücü elinde bulunduran, burjuvazinin siyasal iktidar üzerindeki egemenliğin artması, memurların eski itibarlarının azalması nedenlerindendir.

Demokrat Parti döneminde genel olarak memurların toplumsal itibarı ve gerçek gelirleri gerilemiştir. Ancak bu yıllarda büyük miktarda yatırım yapıldığından teknik insan gücüne gereksinim artmıştı. Bu nedenle DP iktidarı teknik personele bazı ayrıcalıklar tanımayı sürdürdü ve bunun için teknik personel kararnamesi çıkardı.

Ancak 70’li yıllarda bu statüde ortadan kalktı ve kamuda çalışan işçilerin gerçek gelirleri memurların gerçek gelirlerini aştı.

Bu dönemlere kadar kamu çalışanlarının sendikalaşmamasının en önemli nedeni kendilerine tanınan ayrıcalıklardır.

1965-71 DÖNEMİNDE SENDİKAL ÖRGÜTLENME

Ülkemizde “memur”, “sözleşmeli personel” adı altında istihdam edilen kamu emekçileri cumhuriyet tarihi boyunca 1960’lara kadar cemiyet, birlik ve dernek şeklinde örgütlenmişlerdir. Sendikal örgütlenmesinin birinci dönemi ise 1961 Anayasası’nın tanıdığı örgütlenme hakkının hayata geçirilmesiyle başlamıştır. 1961 Anayasası’nın 46. maddesi, “İşçi niteliği taşımayan kamu hizmeti görevlilerinin de” önceden izin olmaksızın, sendikalar ve sendika birlikleri kurma hakkını kabul emiştir. Bu çerçevede “Devlet Personeli Sendikaları Kanunu” 08.06.1965 yılında 624 Sayılı Yasa ile çıkarılmıştır.

624 Sayılı Kanun, kamu çalışanlarına grev ve toplu sözleşme hakkı tanımamakta, yalnızca örgütlenme hakkını tanımaktadır. Kanun, sendikaların üyeleri adına toplu sigorta sözleşmeleri yapabileceğini ve çeşitli konularda görüş bildirileceğini belirtmiştir. Bu kanun sonrasında 658 sendika kurulmuş ve kamu emekçilerinin yarıya yakını bu sendikalara üye olmuştur.

Bu dönemde faaliyette bulunan sendikal örgütlenmelerden, eğitim emekçilerinin örgütlendiği Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) dışında hiç bir örgütlülük günümüze yansıyan, tarihte derin izler bırakacak bir sendikal birikim ve mücadele deneyimi taşıyamamıştır.

12 Mart 1971 darbesi sonucu kamu emekçilerinin sendikal örgütlenmesi yasaklanmış ve mevcut sendikalar kapatılmıştır. Daha sonra kamu emekçileri çeşitli dernekler bünyesinde örgütlenmelerini devam ettirmişlerdir.

12 Eylül askeri darbesi öncesi dernek çatıları altında çalışmalarını yürüten kamu emekçileri, o dönemlerde de demokrasi mücadelesinde etkin olarak yer almışlar ve demokratik toplumsal muhalefetin önemli bir bileşeni olmuşlardır.

1980 SONRASI SENDİKAL ÖRGÜTLENME

12 Eylül 1980 askeri darbesi ile toplumun diğer emekçi ve sistemin muhalif kesimleri gibi kamu emekçileri de ekonomik, sosyal ve siyasal hak kayıplarına uğratılmış, zora, şiddete ve sindirmeye dayalı baskı altında tutularak örgütsüzleştirme politikalarına maruz kalmışlardır. 1985 yılında bilim insanlarının kamu emekçilerinin sendikal örgütlenmelerinin ve sendika kurmalarının önünde Anayasal bir engel olmadığı, Uluslararası Sözleşmelerin ve 1982 Anayasası’nın 90. maddesinin kamu emekçilerine sendikal örgütlenme hakkı tanıdığı yönünde yapılan yorumlar ve açılımlar kamu emekçilerinde yankısını bulmuş, sendikal örgütlenme çalışmalarının yönlendirilmesine katkısı olmuştur. 1980 sonlarında kamu emekçileri bir taraftan yaratmış olduğu derneklerle sendikal örgütlenme faaliyetlerini yürütürken, diğer taraftan da eylem ve güç birlikleri oluşturarak kendi ekonomik ve sosyal haklarına sahip çıkma temelinde eylemli bir sürece girmişlerdir.

Kamu emekçileri 1987 yılından itibaren mesleki örgütlenmelerde sendikalaşmayı tartışmaya başladılar. Bunun için Sendika Yürütme Komisyonları (SYK) oluşturdular. SYK’ların önderliğinde telgraf çekme eylemleri, yemek boykotları, kitlesel basın açıklamaları, paneller, kapalı salon toplantıları gibi etkinliklerde bulundular. Bu dönemde nasıl bir sendika sorusunda yanıtlanmaya çalışıldı. Genel yönelim, işkolu temelinde örgütlenmiş, grevli-toplu sözleşmeli sendika oldu.
1987-1990 yılları arasında 12 Eylül döneminin egemen kıldığı yasaklar psikolojisi kırılmaya ve geleneksel “memur” kültürü ve davranışını aşmayı hedefleyen çalışmalar yürütüldü. Kamu emekçileri bu dönemde sürdürülen faaliyetin merkezileşmesi ve güçbirliği oluşturulması için Kamu Çalışanları Platformunu (KÇP) oluşturdular.

SENDİKALARIN KURULMASI

İlk olarak 28 Mayıs 1990 yılında eğitim emekçileri EĞİTİM-İŞ’i (Eğitim İşkolu Kamu Görevlileri Sendikası) kurdu. Ardından EĞİTİM-SEN (Eğitim, Bilim ve Kültür Emekçileri Sendikası) ve TÜM BEL-SEN (Tüm Belediye Memurları Sendikası)den başlayarak çok sayıda sendika kitlesel başvurularla kurulmaya başlandı. Hakların örgütlü mücadele ile alınabileceği inancı giderek tüm kamu emekçilerinde yankı bulmaya başlamıştı.

Yıllık hak kayıplarını telafi etmek için alanlara çıkan işçilerin 89 Bahar Eylemleri olarak bilinen eylemlilikleri bu süreci hızlandıran temel etkenlerden biridir.
1990-91 yılları sendikaları kurma ve yaşatma yılları olarak tanımlanabilir. Bu dönem baskılarla ilk karşılaşılan yıllar olmuştur. Kurulan sendikaların tümü hakkında kapatma davaları açılmış, bazı yöneticiler geçici sürelerle görevden uzaklaştırılmış ve sendikalar mühürlenmeye başlamıştır. Ancak devletin bu baskısı karşısında kamu emekçileri geri adım atmamışlardır. Bir yandan hukuksal alanda girişimlerini sürdürüken, diğer yandan fiili ve meşru temelde mücadelelerine devam etmişlerdir. Sendikaların mühürleri sökülerek çalışmalar sürdürülmüştür.

Sendikaların kurulmasıyla birlikte Sendika Yürütme Komisyonlarının işlevide bitmişti. Bunun yerine 24.02.1990 tarihinde 7 sendika Kamu Çalışanları Sendikaları Platformu’nu (KÇSP) oluşturdular. KÇSP Haziran 1992’de yapılan 79. ILO Uluslararası Çalışma Konferansına iletilmek üzere ILO Genel Direktörüne bir rapor göndererek sendikal hakları baskı altına alan uygulamalarla ilgili örnekler verdi.

20 Ekim 1991 tarihinde yapılan genel seçimlerde bütün siyasi partiler, seçim bildirgeleri ve propagandalarında “kamu çalışanlarına sendika kurma hakkı tanıyacaklarını” işlediler. Seçim sonrasında kurulan SHP-DYP Koalisyon Hükümeti programında, kamu çalışanlarının sendika kurabileceklerine dair gerekli yasal düzenlemelerin yapılacağı vaat ediliyordu.

Bu dönemde “işçi sendikalarının kamu çalışanları mücadelesine destek vermemesinin yarattığı zemin kamu çalışanları sendikalarında ayrı sendika yasası talebinin öne çıkmasına neden olmuştur.

Bu süreç yaşanırken 26 Ocak 1991 tarihinde 12 Eylül sonrasının ilk mitingi “Kamu Çalışanları Sendikal Haklar Mitingi” adıyla İstanbul’da düzenlendi.
20 Şubat 1991 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından Valiliklere gönderilen bir yazıda çeşitli gerekçeler ileri sürülerek, kamu emekçilerinin sendika kurma girişimlerinin “yürürlükteki mevzuata aykırı” olduğu bildirildi. Bu genelge ile baskılar ve kurulan sendikalara yönelik kapatma girişimleri daha da arttı.
Sendikalar kuruluş için valiliklere başvurduğunda, valiler bildirimleri kabul etmemeye başlayınca, sendikacılarda PTT aracılığıyla bildirimde bulunmaya başladı. Bu şekilde yapılan engelleme girişimleri başarıya ulaşamayınca bu kez kurulu sendikaların kapatılması istemiyle davalar açılmaya başladı. Ancak tüm davalar sendikaların lehine sonuçlandı.

Hükümetlerin çalışmaları engellemeye yönelik diğer bir çabası sendika genel kurullarını yaptırmama şeklinde sürdü.

EĞİTİM-İŞ sendikası tarafından İçişleri Bakanlığının yasakçı genelgesinin iptaline ilişkin dava 1992 yılında kabul edilerek, önemli bir hukuksal başarı elde edildi.

BİRİNCİ ANKARA YÜRÜYÜŞÜ

Koalisyon hükümetinden beklenen adımların atılmaması üzerine kamu çalışanları sendikaları daha sonraları tekrarlayacakları “Ankara Yürüyüşü”ne hazırlandılar. Kurulu bulunan sendikaların taraf kabul edilerek gerekli yasal düzenlemelerin yapılması talebiyle “zirve” önerdikleri Çalışma Bakanlığı’ndan yanıt alamayan sendikalar, üye formları ve dilekçeleriyle, Çalışma Bakanlığı’nın önünde kitlesiyle birlikte toplanıp “yetki” talebinde bulunacaklardı.

15 Haziran’da çeşitli illerden başlayarak 1 hafta süren yürüyüş sonucu, 22 Haziran 1991 tarihinde Çalışma Bakanlığı önünde yapılan eyleme 20.000 kamu çalışanı katıldı. Sendikaların taraf kabul edilerek yasal düzenlemenin yapılması, hükümetin toplu sözleşme masasına oturması talepleri ekseninde yapılan eylem, bakanların gerekli girişimlerin yapılacağı vaatlerinde bulunmalarıyla sona erdi.

Haziran eyleminde, hükümetin verdiği sözleri yerine getirecek adımlar atmaması nedeniyle, kamu çalışanları ilk kez iş bırakmaya yöneldi.

15 Temmuz 1992’de “Hak Direnişi” olarak gerçekleştirilen ilk iş bırakma eylemi, kamuoyu, medya ve siyasi partilerden büyük destek buldu.

1992 yılının son aylarında kamu çalışanları sendikal hareketi meşruluğunu pekiştirecek kimi hukuksal kazanımları da sağladı. Sendikalar mahkeme kararlarıyla genel kurullarını gerçekleştirdiler. 2911 ve 657 sayılı yasaları ihlal etme gerekçesiyle açılmış davalar beraat kararlarıyla sonuçlandı. Otuz yıldan beri askıda tutulan 87 ve 151 sayılı ILO sözleleşmeleri TBMM’de onaylandı.

Sendikal kadrolara yönelik devam eden baskıların durdurulması, sendikaların taraf kabul edilerek toplu sözleşme ve grev hakkını içeren yasal düzenlemelerin yapılması talebiyle 21 Aralık 1992 tarihinde bir eylem daha gerçekleştirildi. Çeşitli illerde kitlesel basın açıklamaları yapılırken Ankara’da 20 bin kamu çalışanı Zafer Meydanı’nda toplanarak taleplerini içeren sloganlarla Başbakanlığa yürüdü. Sendika yöneticilerinden oluşan bir heyet Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ile görüşerek, sendikal faaliyetlerden dolayı uğradıkları baskılar hakkında bilgileri içeren dosyayı İnönü’ye verdiler. İnönü’den “konuyla ilgilenme” vaadi alan sendikacılar heyeti, Çalışma Bakanı Mehmet Moğoltay ile görüştüler. Moğoltay, “konunun uzmanlardan oluşan bir komisyonun sendikalarla ilgili yasa üzerinde çalıştığını ve bu komisyonun çalışmalarına katılmak üzere sendikalardan resmen temsilci isteyecekleri”ni belirtti. Olay çıkmadan sona eren eylem medyada ve kamuoyunda olumlu tepkiler aldı.

Kamu çalışanları sendikaları, 1992 yılını ILO sözleşmelerinin uygulanması, sendikaların taraf olarak kabul edilmesi, baskıların durdurulması, örgütlenme, toplu pazarlık ve grev hakkını güvenceye alan yasal düzenlemelerin yapılması için Türkiye çapında bir dizi eylem yaparak geçirdiler.

İKİNCİ ANKARA YÜRÜYÜŞÜ

15.06.1993 tarihinde Başbakan Vekili Erdal İnönü imzasıyla yayınlanan genelge ile yetkililerden “Kamu Görevlilerinin sendika kurma, sendikalara üye olma ve sendikal etkinliklerde bulunmalarının engellenmemesi” isteniyordu. Uğradıkları baskılar karşısında, çözümleyici olmasa da dayanak olarak kullanabilecekleri bir aracı (genelge) kazanan kamu çalışanları, Haziran ayının ikinci haftasından itibaren yeni bir eylem sürecine hazırlanmaya başladılar. Kamu çalışanlarının hükümeti toplu sözleşme masasına davet, ortak çalışanlar yasasının çıkartılması ve bu talepler için kamuoyu oluşturulması amacıyla bir dizi eylem kararı aldılar.
1 Temmuz 1993 tarihinde Türkiye’nin çeşitli illerinden yola çıkan kamu çalışanları 3 Temmuz 1993 günü Ankara’da taleplerini hükümet adına Devlet Bakanları Bekir Sami Daçe ve Yıldırım Aktuna’ya ilettiler. Hükümetten talepleriyle ilgilenileceği sözü alan kamu çalışanları, isteklerinin gerçekleşmemesi durumunda “üretimden gelen güçlerini” kullanacaklarını deklare ederek dağıldılar.

2 Temmuz 1993 tarihinde “Sivas Katliamı” olarak anılan olaylarda ölen aydın, yazar ve sanatçıların cenaze törenlerinde kamu çalışanları sendikaları örgütlü güçleriyle katliamı protesto ettiler.

Hükümetin 3 Temmuz Ankara eylemi sırasında verdiği sözleri tutmaması ve Temmuz ayı maaş zam oranlarını tek taraflı olarak düşük düzeyde belirlemesi kamu çalışanları sendikaları tarafından tepkiyle karşılandı. 15 Temmuz’da Türkiye genelinde telgraf çekme, iş bırakma ve yemek boykotu gibi eylemler gerçekleştirildi. 29-30 Temmuz 1993 tarihlerinde gerçekleştirilen iş bırakma eyleminde sağlanan kitlesel katılım, kamuoyunda geniş yankılar yarattı ve kamu çalışanları sendikalarının yeniden gündeme girmesini sağladı.

Kamu çalışanları Eylül-Ekim aylarında da gündemden düşmediler. 15 Eylül 1993 tarihlerinde bazı illerde “sivil itaatsizlik” olarak anılan sakal bırakma ve kılık kıyafet kurallarına uymama gibi eylemlilikler yapıldı. 15 Ekim 1993 tarihinde Türkiye genelinde, maaşlara yapılan yüzde 12’lik zammı protesto etmek için “psikolojik rahatsızlık” gerekçesiyle toplu vizite eylemleri gerçekleştirildi. Bu eylemlerde ortaya çıkarılan taleplerden biri de hükümetin gündeminde olan grev ve toplu sözleşme hakkı içermeyen yasa tasarısını protesto etmekti. Eylem sonrasında kimi sendikacılar hakkında 2911 sayılı yasaya muhalefet etmekten dolayı dava açıldı.

1993 Aralık ayında, çeşitli illerde yapılan “Demokrasi ve Sendikal Haklar” mitinglerinde grev ve toplu sözleşme hakkı başta olmak üzere sendikal talepler bir kez daha dile getirildi.

OCAK-ŞUBAT AYI EYLEMLERİ VE “COP ZAMMI”

Kamu çalışanları sendikaları, hükümetin gündeme grev ve toplu sözleşme hakkını içermeyen sendika yasa tasarısını ve maaşlara yapılan düşük yüzdelik zamları protesto etmek için eylem hazırlıklarına giriştiler. 13 Ocak 1994’te her sendika özgün durumuna göre iş bırakarak veya yavaşlatarak, toplu viziteye çıkarak kitlesini, merkezi yerlerde yapılacak basın açıklamalarında bir araya getirecekti. Planlandığı gibi gerçekleştirilen eylemlere, Ankara ve Malatya’da polis saldırdı. Özellikle Ankara’da Emniyet Müdürü’nün aleni emirleriyle kamu emekçilerinin coplanması, eylemin daha geniş ölçülerde kamuoyunun gündemine girmesine yolaçtı. Kamuoyunun ve medyanın yoğun tepki verdiği coplanma sonrasında, hükümet memur maaşlarına yüzde 5 ek zam vereceğini açıkladı. Kamu çalışanları arasında “cop zammı” olarak anılan bu gelişme ile kamu çalışanları yaptıkları eylem ile somut bir kazanım elde etti ve hükümet sendika yasa tasarısını hazırlama çalışmalarını hızlandırdı.

13 Ocak sonrasında kamu çalışanları sendikaları hükümet ve partiler nezdinde girişimlerde bulunarak çalışmaları devam eden sendika yasa tasarısının grev ve toplu sözleşme hakkını içermesini istediler. Bu doğrultuda hazırlanan ve Türkiye çapında 1 milyon kişinin imzaladığı dilekçeleri ilgililere sundular. Çalışma Bakanlığı ile yürütülen görüşmeler tıkandı, öngörülen ortak toplantı gerçekleşmedi. Bunun üzerine sendikalar 22 Şubat 1994 tarihinde tekrar iş bırakma, iş yavaşlatma ve toplu vizite eylemlerine başvurdular. Başta İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü olmak üzere çeşitli birimlerde eylemlere katılan kamu çalışanları hakkında soruşturmalar açıldı.

1 Mayıs 1994 mitinglerinde kamu çalışanları sendikaları örgütlü güçleriyle etkili oldular.

AÇLIK GREVİ VE ÜÇÜNCÜ ANKARA YÜRÜYÜŞÜ

Verilen sözlerin tutulmaması ve yeni hak gasplarını içeren 5 Nisan kararlarının açıklanması üzerine sendikalar yeniden eylem hazırlıklarına başladılar. Hükümetin oyalandırıcı tavrına karşı, grevli toplu sözleşmeli sendika hakkını gündemde tutmak ve 5 Nisan kararlarını protesto etmek için 25 Mayıs 1994 tarihinde 22 sendika başkanı Ankara Güven Park’ta açlık grevine başladı. Eylem planına göre açlık grevi üç gün devam edecek, 28 Mayıs’ta Türkiye genelinden Ankara’ya gelen kamu çalışanlarıyla birlikte Başbakanlığa yürüyüş düzenlenecekti. 28 Mayıs gecesi polisin 22 sendika genel başkanı ve 54 kamu çalışanını gözaltına alması eylemi engelleyemedi. Sendika genel sekreterleri ENER-SEN Genel Merkezinde aynı gün açlık grevine başladılar. Polisin bu saldırısıyla daha çok gündeme giren ve kamu çalışanlarını harekete geçiren eylem 28 Mayıs’ta Türkiye genelinden Ankara’ya gelinmesiyle planlandığı gibi devam ettirildi. Gözaltına alınan sendikacılar serbest bırakıldı ve Kızılay’da toplanan 30 bin kamu çalışanı Başbakanlığa yürüdü. Sendika yöneticilerinden oluşan heyet Başbakan Vekili Necmettin Cevheri ve Başbakan Yardımcısı Murat Karayalçın ile görüşmelerde bulundu. Görüşmelerde sendika yöneticileri, hükümetin verdiği sözleri tutmasını ve 5 Nisan kararlarının geri alınmasını istediler. Güneydoğu’da devam eden savaşın, demokratik yollardan çözüme kavuşturulmasını dile getirdiler. Başbakan Yardımcısı Murat Karayalçın, kamu çalışanlarına sendika hakkını tanıyan yasal düzenlemelerin yapılmaması durumunda hükümetten çekileceklerini açıkladı.

20 TEMMUZ 1994 ORTAK VE GENEL EYLEM

5 Nisan 1994 Ekonomik İstikrar Paketinin açıklanmasından sonra TÜRK-İŞ, DİSK, HAK-İŞ, KÇSP, Demokratik Kitle Örgütleri ve Meslek Odalarının birlikte hareket etme girişimleri devam etti. Bu girişimlerin örgütsel ifadesi olan Demokrasi Platformu bir bildiri yayınlayarak “Çalışanların Ortak Eylemi” olarak anılan 20 Temmuz 1994 eylemini gerçekleştirdi. İşyerlerinde iş bırakma ve belirli merkezlerde kitlesel basın açıklamaları şeklinde yapılan eylem, belirli hizmetlerin aksamasıyla etkili oldu.

20 ARALIK 1994 İŞ BIRAKMA EYLEMİ

1990 yılından itibaren yaşanan süreç içinde, kimi pratik politika ve sendikal hareketin geleceği ile ilgili kamu çalışanları sendikalarında yoğun iç tartışmalar yaşandı. Bu sorunlara çözümler üretmek üzere kamu çalışanları 1994 yılı Ekim ayında 6 ilde bölgesel kurultaylar düzenlediler. Kurultaylarda bir dizi kararlar yanında 20 Aralık 1994 iş bırakma eylemi de planlandı.

Kamu emekçilerinin ve işçi sınıfının mücadele tarihine onurlu bir gün olarak yazılan “20 Aralık iş bırakma eylemi” kamu emekçilerinin hizmet üretiminden gelen güçlerini ilk kez bu kadar yaygın ve geniş biçimde kullandıkları eylem olmuştur. Kamu emekçileri bu eylemde tüm gücüyle çalışmış ve eylemin başarısında önemli bir rol sahibi olmuştur. O gün 350 bin üyeye sahip KÇSKK’nın (Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonlaşma Kurulu) almış olduğu bu karara ülkede 1 milyonu aşkın kamu emekçisi katılmış “Artık Yeter! Grevli-Toplu Sözleşmeli sendikal hakkımız yoksa hizmet de yok” bilinci ile hareket etmişlerdir. Özellikle metropol illerde hizmet üretimi tamamen durmuş, 20 Aralık eylemi kamu emekçilerinin ve işçi sınıfının mücadelesinde yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur.

Bu eylemden sonra kamu emekçilerinin mücadelesinin gelmiş olduğu boyutu iyi gören siyasal iktidar yine anti-demokratik ve baskıcı anlayışıyla sürgün, soruşturma ve cezalandırmalarla saldırıya geçmiş, 30 bini aşkın kamu emekçisi değişik cezalara çarptırılmıştır. Devlet bu politik tutumuyla sendikal hak ve özgürlükler konusunda başta uluslararası sözleşmeler (ILO vb.) olmak üzere tüm hukuksal zeminleri çiğneyerek suç işlemiştir.

1995 1 Mayıs kutlamalarında yine örgütlü güçleriyle alanlara çıkan kamu çalışanları, 1 Mayıs’a sahip çıkan önemli bir güç olduklarını yeniden gösterdiler.
Tüm Haber-Sen yöneticilerinin sürgün edilmesini protesto ettikleri ve iş bırakma eylemine katıldıkları gerekçesiyle Bursa’da 740 PTT çalışanı hakkında açılan mahkemenin ilk duruşması, kamu çalışanlarının gösterisine dönüştü. 1 Haziran 1995 tarihinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun TÜM HABER-SEN’i kapatma kararını onaylaması, kamu çalışanları tarafından tepkiyle karşılandı ve kararın siyasi bir tavır olduğu açıklandı.

20 NİSAN 1995 iŞBIRAKMA EYLEMİ

20 Aralık 1994 eyleminden sonra siyasi iktidarın kamu emekçilerine yönelik saldırı, sürgün, soruşturma ve cezalandırmalarına karşı KÇSKK, 1 Mart 1995 tarihinde 1 günlük iş bırakma kararı aldı. Kamu emekçileri bu eylemde yüzdelik zamlar değil, hükümetin sendikalarımızla Toplu Sözleşme masasına oturmasını, sürgün, soruşturma ve cezalandırmaların son bulmasını, ceza alan arkadaşlarımızın cezalarının kaldırılmasını istedi. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in “Ben devleti felç ettirmem.” sözüne ve tehditine, Başbakan ve İçişleri Bakanının tüm valiliklere eylemin engellenmesini ve kamu emekçilerinin cezalandırılmasına yönelik tehdit ve engellemelerine rağmen kamu emekçileri alınmış karara sahip çıkarak ülke genelinde trenleri durdurmuş, vergi toplamamış, PTT ve elektrik hizmetleri kesilmiş, sağlık hizmetleri acil hizmetler dışında iş bırakmıştır. Kamu emekçileri bu eylemde de tüm olumsuzluklara karşın örgütlü bir davranış sergilemişlerdir. Bu eylem siyasi iktidarın ve devletin yaptığı baskı ve sürgünlerin kamu emekçilerinin örgütlü mücadelesini engelleyemeyeceğini göstermiştir.

GÖRKEMLİ HAZİRAN EYLEMİ

1 Haziran 1995 tarihinde KÇSKK (Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonlaşma Kurulu) tarafından baskı ve sürgünlerin durdurulması, siyasi iktidarın yargı üzerindeki baskılarının kalkması, meclise sunulan grev ve toplu sözleşme hakkı içermeyen anayasa değişikliği maddesinin geri alınması ve grevli-toplu sözleşmeli sendika hakkının anayasal güvenceye kavuşturulması taleplerinin ön plana çıkarıldığı eylem programı açıklandı.

Eylem programına göre; her ilde bazı etkinlikler gerçekleştirilirken oturma eylemini sendika başkanları 15-16 Haziran günleri Ankara Güven Park’ta başlatacak, 17 Haziran’da diğer illerden gelen kamu çalışanlarıyla birlikte iki gün Kızılay Meydanında oturma eylemi devam edecek, sonuç alınmadığı durumda 19 Haziran’dan itibaren iş bırakılacaktı. 15-16 Haziran 1970 işçi direnişi, eylem tarihinin belirlenmesinde esas alınmıştı.

Eylem planlandığı gibi yürütülürken özellikle medya adeta sansüre uğradı. Hükümet, eylemi yasadışı olarak ilan etmekten öte neredeyse tepki vermedi.
Bu eyleme 150 bin kamu emekçisi katılmıştır. Sendika yöneticileri eylemin 2 gün öncesinden Ankara’nın merkezi olan Güvenpark’ta çadır kurarak ve açlık grevi yaparak eylemin gerekçelerini Türkiye ve Dünya kamuoyuna aktarmışlardır.

Bu eylem sonrasında Anayasa’da yapılan değişiklikle kamu emekçilerinin örgütlenme ve üyeler adına toplu görüşme yapma hakkı kabul edilmiştir. Bu değişiklik parlamentonun kendi istem ve iradesinden çok, kamu emekçilerinin grevli-toplu sözleşmeli sendikal haklar mücadelesinin zorlamaları sonucunda olmuştur. Parlamentonun kısıtlayıcı, kendi istemleri ile örtüşmeyen ve bütün nihai kararları işveren devlete bırakan bu anayasal değişikliği protesto etmek için 19-20 Haziran’da ülke genelinde iş bırakmışlardır.

16-17 Haziran’da 150 bin kamu emekçisi ile 2 günlük geceli-gündüzlü yapılan oturma eylemi, kamu emekçilerinin yaratıcı inisiyatiflerinin önemli ve yeni bir örneği olmuştur. Emekçilerin ve ezilenlerin mücadele tarihine yeni bir sayfa olarak girmesine tahammül edemeyen iktidar ve devlet güçleri kamu emekçilerinin sendika başkanlarını ve temsilcilerini gözaltına alarak cezalandırma mantığı gütmesine tüm ülke genelinde kitlesel tepki gösteren kamu emekçileri tüm illerde iktidar ortağı olan DYP ile binalarını onbinlerce kamu emekçisi ile kuşatarak yeni bir eylem sürecine girmişlerdir. Gözaltına alınan temsilcilerini emniyette ve adliyede yalnız bırakmayarak Ankara’da onbinlerce kamu emekçisi Sakarya Caddesinde toplanarak Ankara Adliyesine yürüdü. İstanbul’da ise; yine onbinlerce kamu emekçisi temsilcilerinin gözaltına alınmasına karşı Kadıköy Meydanı’nda oturarak temsilcileri serbest bırakılıncaya kadar geceli-gündüzlü oturma eylemi yaptılar. O güne kadar yapmış olduğu bir günlük iş bırakma eylemlerini de iki güne taşıdılar.

Siyasi iktidarın ve devletin bu büyük eylemi, basına ve medyaya da müdahele ederek görmezlikten gelme ve geçiştirme mantığına rağmen, kamu emekçilerinin bu eylemi dünya basını ve medyasında “Türkiye’de Olay!”, “Tienenman Meydanından sonra, Türkiye’de yüzbinlerce kamu çalışanı Ankara meydanında yatıyor” başlıkları ile olay haber olarak geçmiştir.

18 NİSAN 1996 İŞ BIRAKMA EYLEMİ

KESK’in Valiliğe başvuru tarihi ülkenin yaşadığı seçim süreci içerisinde olmuştur. Parlamentonun tıkandığı, yeni siyasi seçeneklerin oluşmadığı bir konjonktürde yaşanan krizden dolayı gerçekleşen erken seçimde KESK, ülkenin ekonomik, siyasi ve sosyal sorunlarını teşhir ederek barış, demokrasi ve özgürlük ekseninde bir sendikal faaliyet yürütme yönelimine girmiştir

Diğer yandan KESK, seçim sonrasında yeni kurulacak hükümetin sendikal hak ve özgürlüklerin kullanılması özellikle sürgünler, baskılar, açığa almalar, adli ve idari cezaların kaldırılması, kamu emekçilerinin içerisinde bulunduğu ekonomik çöküntünün giderilmesi için oluşacak eylem programını hazırlamak amacıyla yüzbinlerce üyenin tartışma platformlarını yaratmış, paneller, söyleşiler, oturumlar, basın açıklamaları, siyasi parti ziyaretler, sivil kuruluşlarla diyaloglar dahil olmak üzere yeni eylemli bir sürece girilmesi gerektiğinin önemini kamuoyuna anlatan yoğun çalışmaları önüne koymuştur. 16 ilde aynı tarihlerde “Barış, Demokrasi, Sendikal Hak ve Özgürlükler” mitingleri yaşanmıştır. Büyük bir kararlılık ve coşkuyla yapılan bu mitingler daha önceden kararı alınan 18 Nisan iş bırakma eyleminin hazırlayıcısı olmuştur.

Hükümete iletilen taleplerin kabul görmemesi ve hükümetin KESK’le görüşmeden kaçınması üzerine 18 Nisan’da 1 günlük iş bırakma eylemi yapıldı. Aynı gün tüm illerde on binlerce insanın katıldığı basın açıklamaları yapılmıştır. 18 Nisan iş bırakma eylemi hükümetin özelleştirme, taşeronlaştırma, sendikasızlaştırma ve savaş politikalarını egemen kılmak için topluma büyük baskıların dayatıldığı, emek güçlerinin yalnızlaştırma gayretlerinin yoğunlaştığı koşullarda yapıldı. Başbakanlık çıkardığı genelge ile eylemi yasakladı ve eyleme kalkışanlara hemen cezalar verileceğini açıkladı. Tüm bu baskıcı kuşatmaya rağmen kamu çalışanları, kararlılıkla ve büyük bir kitlesel katılımla iş bıraktılar ve devlet çarkını bir kez daha durdurdular. Bu eylem kamu çalışanlarında büyük bir özgüven yarattı.

18 Nisan eyleminden sonra hükümet bir çok sendika üyesini açığa aldı, il içi, il dışı sürgünler yaptı. Ayrıca yüzbinlerce kamu emekçisine idari soruşturmalar açıldı. Kamu emekçileri bu soruşturmalar karşısında eylemlerini örgütlü bir şekilde savundular ve yaptıklarının demokratik bir hakkının kullanımı olduğunu ifade ettiler.

Verilen cezalar karşısında “Anayasa’nın ilgili maddelerini ve uluslararası yasaları ihlal ettiği, görevini kötüye kullandığı” gerekçesi ile Başbakan hakkında 24 Mayıs 1996 tarihinde suç duyurusunda bulunuldu. Polis bu başvuru eyleminde kitleyi yürütmek ve basın açıklaması yaptırmak istemedi. Kitlenin kararlı duruşu sayesinde engeller aşılarak demokratik hak kullanıldı.

Kamu emekçileri iş bırakma eylemi ile ilgili verilen cezaların iptali için hukuksal alanda da mücadelesini sürdürdüler. 29 Mayıs günü cezaların iptali ile ilgili 15 ilde bulunan Bölge İdare Mahkemesine kitlesel gidilerek başvuru yapılmış ve cezaların iptali istenmiştir. Bölge İdare Mahkemelerinin vereceği karar sendikal hakların kullanılmasında önemli bir hukuksal dönemeç olacaktır.

4 Ağustos 1995 tarihinde Türkiye genelinde Tüm Haber-Sen’in kapatılmasını protesto etmek üzere kamu çalışanları sendikaları valiliklere siyah çelenk bırakma eylemi yaptılar. Ankara’da İçişleri Bakanlığına siyah çelenk bırakma eylemi polis tarafından engellendi.

Kamu çalışanları ek zam talebiyle birlikte yeni bir eylem programı açıkladılar. Ek zam talebinin yanı sıra, Tüm Haber-Sen’in kapatılması kararının kaldırılması, sürgün ve soruşturmaların durdurulması ve grevli-toplu sözleşmeli sendikal hakların verilmesi de talep edilmekteydi.

Eylemler, planlandığı üzere 5 Ekim 1995’de ek zam ve sürgünler için kitlesel basın açıklamalarıyla başladı. 6-7-8 Ekim günlerinde Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Maliye Bakanlığına kitlesel telgraf çekme eylemleri gerçekleştirildi.

Ankara Valiliğinin Eğitim-Sen’in kapatılması talebiyle açtığı davanın iptali için Eğitim-Sen tarafından eylemler başlatıldı. Güvenpark’ta çadır açarak oturmak isteyen eğitim emekçilerinin polis tarafından coplanması büyük yankı yarattı. Davanın görüleceği 13 Mart 1996 tarihinde Türkiye genelinden Ankara’ya gelen on binlerce eğitim emekçisi, davanın düşmesini sağladı.

DYP-Refah Partisi koalisyon hükümetinin zorunlu tasarruflara ilişkin yapmak istediği düzenlemeye karşı basın açıklamaları ve çeşitli illerde “Ekonomik ve Demokratik Haklar” mitingleri düzenlendi. Mitingler İzmir’de ve Diyarbakır’da yasaklanırken DİSK’in de katılımı ile Adana’da ayrıca Ankara, İstanbul, Mersin, Antalya, Zonguldak ve Trabzon’da gerçekleştirildi.

8 HAZİRAN 1996 HABITAT II EYLEMİ

8 Haziran 1996’da HABITAT II’nin İstanbul’da yapılması üzerine KESK, “6 Milyar Dünyalı”nın Türkiye’de olacağı düşüncesiyle, kamu çalışanlarının sendikal hak ve özgürlükleri üzerindeki baskıları tüm dünyaya duyurmak amacıyla 8 Haziran’da İstanbul Galatasaray Lisesi önünde oturma eylemi yapma kararı aldı. Ancak, polis o gün Taksim civarında adeta sivil sıkıyönetim ilan etmişti. Polis, kamu çalışanlarına pervasızca saldırarak 2000 civarında kamu çalışanını gözaltına aldı. Aynı gün eyleme katılmak amacıyla Ankara’dan gelen Enerji Yapı Yol-Sen’in 100 üyeside İstanbul girişinde gözaltına alındı. Büyük gözaltı Türk ve Dünya kamuoyunda geniş yankı yaratttı.

Eğitim-Sen’in 23 Kasım 1996 tarihinde düzenlediği üyelerinin sürgün, soruşturma ve görevden uzaklaştırılmalarına karşı ”Ankara Yürüşü” Kızılay meydanında fiili bir mitinge dönüştü. Milli Eğitim Bakanı’nın “gereğinin yapılacağı” taahhüdünü vermesiyle eylem sona erdi.

Kamu çalışanları sendikaları, 1997 bütçesine karşı yapabilecekleri eylemleri tartışırken “Susurluk Kazası” olarak anılan gelişmelerle açığa çıkan “Polis, Mafya, siyaset ve aşiret” ilişkileri, yapılacak eylemlerin biçim ve içeriğini etkiledi. KESK “Demokratik Devlet, Halkçı Bütçe” adı altında “Ankara’ya Yürüyüş” kararı aldı. TÜRK-İŞ’e bağlı bazı işçi sendikaları, meslek odaları, Halkevleri ve Siyasi partilerin katılımıyla 14 Aralık 1996’da gerçekleştirilen eyleme yaklaşık 70 bin kişi katıldı. Kızılay Meydanında yapılan “miting”le eylem sona erdi.

KESK’İN KURULUŞU

Kamu emekçileri sendikalarını kurmadan önce, Kamu Çalışanları Platformu (KÇP) adıyla oluşturdukları birlikteliklerini, sendikalar kurulduktan sonra, iş ve güç birliğini sağlamak amacıyla Kamu Çalışanları Sendikaları Platformu’nu (KÇSP) oluşturarak sürdürdüler. Diğer yandan Ankara’da bulunan bazı sendikalar da EŞGÜDÜM adıyla bir araya geldiler.

Bu iki platform 1994 Nisan’ında bir araya gelerek, kamu emekçilerinin birleşik sendikal eylemini ve mücadelesini sistemli bir tarzda sürdürmek amacıyla, konfederal bir yapılanmanın kurulması konusunda görüş birliğine vardılar ve bunu 15 Mayıs 1994 tarihinde kamuoyuna açıkladılarç KÇSP ve EŞGÜDÜM’ü oluşturan sendikalar, 11 Haziran 1994’te bir araya gelerek ortak komisyonlar oluşturdular. 9 Temmuz 1994’te ise komisyonların adının Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonlaşma Kurulu (KÇSKK) olması kararlaştırıldı.

Konfederasyonun kamu çalışanlarının gelenekleri doğrultusunda kurulması yönelimi çerçevesinde, tabanın eğilimlerini belirlemek amacıyla, 26-27 Kasım 1994 tarihlerinde 4 bölgede (İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir) ve 25-26 Şubat 1995 tarihlerinde Ankara’da Merkezi Kurultay düzenlendi. 26 Sendikadan 710 delegenin katıldığı Merkezi Kurultay’da, konfederasyonun 4 ay içinde kurulması kararı alındı.

4 ay içerisinde kuruluş süreci tamamlanamadı ancak, konfederasyonun kurulması için 11-12 Kasım 1995 tarihlerinde 28 sendikadan 500 delegenin katılımı ile Ankara’da “Konfederasyonlaşma Tüzük ve Kuruluş Kurultayı” yapıldı. Kurultayda kabul edilen tüzük ile 8 Aralık 1995 tarihinde kuruluş dilekçesi İstanbul Valiliği’ne verilerek Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) kuruldu.

KESK 1. Olağan Genel Kurulu’nu 16-17-18 Ağustos 1996 tarihinde yaptı.

1. Olağan Genel Kurul’da seçilen KESK Merkez Yürütme Kurulu Üyeleri şunlardır:

Genel Başkan : Siyami Erdem
Genel Sekreter : Faysal Özçift
Mali Sekreter : Cengiz Uzuner
Örgütlenme Sekreteri : Güven Gerçek
Eğitim Sekreteri : Cengiz Aşkıncı
İnsan Hakları ve Çevre Sekreteri : Tayfun İşçi
Uluslararası İlişkiler Sekreteri : Orhan Altuğ
Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Sekr. : Hasan Hayır
Hukuk Sekreteri : Nafi Maraş
Toplu İş Sözleşme Sekreteri : Fikret Doğan
Kadın Sekreteri : Hatice Pehlivanoğlu

KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKALARININ HUKUKSAL DURUMU

Sendikalarımız hukuksal dayanaklarını başta ILO’nun 87, 98, 151 sayılı sözleşmeleri olmak üzere TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisi) tarafından onaylanarak yürürlüğe konulan uluslararası sözleşmeler ve antlaşmalar ile bu sözleşmelere iç hukukta bağlayıcılık getiren Anayasa’nın 90. maddesinden almıştır. Ülkemiz Anayasasının 90. maddesi “usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Andlaşmalar kanun hükmündedir, bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.” demektedir.

Devlet tarafından, ülkemizde hakların kullanımı için yapılan Anayasa değişikliklerine bağlı olarak iç hukukumuzda da yasal düzenlemelerin yapılması gerektiği belirtilmektedir. Hakların yalnızca Anayasa ile güvence altına alınması bu hakların kullanımı için yeterli görülmemektedir.

Bu çerçevede TBMM tarafından onaylanarak yürürlüğe konulan uluslararası andlaşmalar doğrultusunda uyum yasalarının çıkarılmadığı gerekçesiyle toplu sözleşme ve grev hakkımız engellenmeye çalışılmaktadır.

Kamu emekçileri yukarıda belirtilen Anayasa’nın 90. maddesi gereğince kabul edilen uluslararası sözleşmeler çerçevesinde örgütlenme, toplu sözleşme yapma ve grev haklarının bulunduğunu belirtmektedirler. Ancak bugün için yalnızca örgütlenme önündeki engeller aşılmıştır. Yerel yönetimlerde örgütlü Tüm Bel-Sen sendikamızın bazı belediyelerle yaptığı toplu sözleşmeler diğer alanlarda uygulattırılamamıştır.

Uluslararası sözleşmelerden doğan örgütlenme hakkımıza ilişkin olarak çok sayıda mahkeme kararı alınmıştır. Buna karşın sendika üye ve yöneticilerine yönelik adli ve idari soruşturmalar artarak devam etmektedir. Bugüne kadar 110 bin civarındaki kamu emekçisi hakkında adli ve idari soruşturma açılmıştır. Bu çerçevede hapis, sürgün, para kesme başta olmak üzere çeşitli cezalara maruz kalınmaktadır. Son olarak 1997 Mayıs ayında konfederasyonumuz Genel Başkanına iş bırakma çağrısı yaptığı gerekçesiyle 6 ay hapis cezası verilmiştir.

KESK’İN AMAÇLARI

KESK, emeğin en yüce değer olduğu gerçeğinden hareketle ve sendikal mücadelenin demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bir parçası olduğunun bilinci ile;
“Çalışma yaşamında ve hayatın diğer alanlarında üyelerin ve tüm emekçilerin ekonomik, demokratik, sosyal, siyasal, kültürel, mesleki, hukuksal ve özlük haklarını ve çıkarlarını korumayı ve geliştirmeyi”,
“Evrensel İnsan Hakları belgelerine dayanan ve uluslararası hukuk ve sözleşmelerden doğan bütün hak ve özgürlükleri eksiksiz yaşama geçirmeyi”,
“Savaşsız ve sömürüsüz bir dünya amacıyla, ülkede ve dünyada savaşa karşı kalıcı barışın yaratılmasına katkıda bulunmayı, her türlü baskıcı yönetime karşı demokrasinin tüm kurum ve kuralları ile yerleşmesini sağlamak, faşizme karşı demokrasi, emperyalizme karşı bağımsızlık, baskılara karşı özgürlük, ırkçılığa ve şovenizme karşı halkların kardeşliği için mücadele etmeyi”,
“Tüm emekçilerin birlikte mücadelesi ve ortak örgütlenmesi hedefine bağlı kalarak emekçilerin işyerlerinde işkollarında ortak mücadelesinin yaratılmasını ve bu doğrultuda ilişkileri kurmayı”,
“Emekçilerin uluslararası düzeyde birlik ve dayanışmasını sağlamak için çaba göstermeyi, bu amaca ulaşmak için uluslararası emek örgütleri ile ilişkiler kurmayı ve geliştirmeyi”,
“Emekçilerin sosyal ve kültürel gelişmelerinin sağlanması, sınıf bilincinin geliştirilmesi, örgütlülüğün ve demokrasinin bir yaşam biçimi haline gelmesi için bilimsel ve kültürel etkinliklerde bulunmayı”,
“Ortak, genel ve demokratik bir sendikanın yaratılmasını, tüm emekçilerin Toplu Sözleşme ve Grev haklarından eksiksiz olarak yararlanmasını, emekçiler için iş güvencesini sağlamayı ve lokavtın kaldırılması için mücadele etmeyi”,
“Tüm emekçilerin aynı üst örgütlerde yer almasını sağlamak için emekçi sınıfların birliğini sağlamaya yönelik her türlü örgütsel ve kültürel çabanın gösterilmesi ve bu çerçevede emeğin bütün biçimlerini sendika, platform, federasyon ve benzeri tarzda örgütlenmesi için çaba harcamayı”,
“Toplumsal yaşamın her alanında cinsiyet ayrımcılığına karşı çıkarak, başta çalışma yaşamı olmak üzere her alanda cinsiyetler arası eşitsizliğin ortadan kaldırılması için mücadele etmeyi, kadınların sendikal yaşama aktif katılımını sağlamayı ve pozitif destek sunmayı”,
“Örgütlü bir toplum yaratmayı ve örgütlü mücadele etmeyi”,
“Ekolojik denge ile tarihi ve kültürel çevreyi korumayı ve üretim süreçleri içerisinde zarar görmemesini sağlayacak sendikal inisiyatifleri geliştirmeyi”,
“Emekçilerin çıkarlarının aynı zamanda tüm toplumun da çıkarları olduğu gerçeğinden hareketle mal ve hizmet üretimi süreçlerinin idari, yönlendirici vb. tüm aşamalarında emekçilerin denetiminin ve katılımının sağlanmasını”,
“Toplumsal servetin yaratılması ve paylaştırılması süreçlerine emekçiler lehinde müdahale edilmesini”,
“Tüm ulusların eşit ve özgürce yaşayabilmeleri ve geleceklerini belirleyebilmelerinin önündeki engellerin kaldırılması için mücadele etmeyi”,
“Çalışma yaşamının ve üretim süreçlerinin her aşamasında, amaçları doğrultusunda emekçilerin durumunu iyileştirmeyi, iş yaşamının fiziki koşullarını iş ve hizmet özelliklerine uygun hale getirmeyi, denetlemeyi, iş kazalarını, meslek hastalıklarını engellemeyi, sigortalı çalışmayı yaygınlaştırmayı, özürlülerin çalışma yaşamına en uygun koşullarda katılımını sağlamayı, özürlerinden kaynaklanan sorunlarına çözüm üretmeyi ve olanaklar sunmayı” amaçlar.

KESK’İN İLKELERİ

KESK, “Sınıf ve kitle sendikal anlayışını temel ilke olarak kabul eder”,
“Üye sendikaların irade ve inisiyatifini esas alan demokratik merkeziyetçi bir işleyiş esas alır”,
“Tüm emekçilerin ve örgütlerinin siyaset yapma hakkını ve siyasal örgütlenme özgürlüğünü savunur. Sermaye ve devletten bağımsızdır. Her düzeydeki mücadele emekten yana taraftır. Siyasi parti, kurum ve kuruluşlardan örgütsel olarak bağımsızdır”,
“Emekçiler arasında din, dil, ırk, siyasal düşünce, etnik köken, mezhep, cinsiyet ve felsefi düşünce ayrımı gözetmez”,
“İşkolu temelinde örgütlenmeyi esas alır. Aynı işkolunda kurulmuş birden çok sendikanın birleşmesi için çaba harcar”,
“Emekçilerin çıkarları temelinde uluslararası sendika ve üst örgütlenmelerle dayanışma ve işbirliği içinde olur”,
“Örgüt içi demokrasiyi temel bir örgütlenme ilkesi olarak benimser. Örgüt içi demokrasiyi gerçekleştirmek, zenginleştirmek ve tüm emekçilerin söz, yetki ve karar sahibi olabilmesi için doğrudan demokrasi mekanizmalarını gözeterek örgütlenir. Bürokratikleşme ve tasfiyecilik eğilimlerine karşı mücadele eder”,
“Mali, idari ve tüzüksel denetimde, esas olarak sendikal yapılara ve emekçi denetimine açıktır”,
“Tüm kamu emekçileri sendikaları ve tüm emekçi kesimlerin hakları ve bağımsız çıkarları doğrultusunda mücadeleyi fiili ve meşru bir temelde yürütür. Sendikal hak ve özgürlükleri yasaklayan, kısıtlayan, yasal ve Anayasal düzenlemelere karşı mücadele eder.” ilkeleri ile hareket eder.

KESK’İN YÖNETİM BİÇİMİ

GENEL KURUL
Konfederasyonun en yetkili karar organıdır. 2 yıl’da bir olağan olarak toplanır. Genel kurul delege sayısı 500’dür. Üye sendikalar kendi genel kurullarında üyeleri oranında KESK delegesi seçerler.

GENEL YÖNETİM KURULU (GYK)
Genel kuruldan sonra konfederasyonun en yetkili organıdır. GYK, genel kuruldan sendikaların üyeleri oranından seçilen 91 kişiden oluşur. Üye sendikaların genel başkanları ve KESK MYK üyeleri bu kurulun doğal üyesidir. GYK, 3 ay’da bir toplanır.

MERKEZ YÜRÜTME KURULU (MYK)
Genel kurul ve GYK kararlarını uygulamakla görevlidir. MYK, genel kuruldan seçilen 11 kişiden oluşur.

MERKEZ YÜRÜTME KURULU GÖREV DAĞILIMI:

1- Genel Başkan
2- Genel Sekreter
3- Mali Sekreter
4- Örgütlenme Sekreteri
5- Eğitim Sekreteri
6- İnsan Hakları ve Çevre Sekreteri
7- Uluslararası İlişkiler Sekreteri
8- Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Sekreteri
9- Toplu İş Sözleşme Sekreteri
10- Hukuk Sekreteri
11- Kadın Sekreteri

KESK’İN İŞÇİ KONFEDERASYONLARI İLE İLİŞKİLERİ
KESK, sendikal anlayışı gereği, bir parçası olduğu işçi sınıfı ve onun sendika ve konfederasyonları ile ortak örgütlenmeyi ve mücadeleyi savunmaktadır. Mevcut yasalar ortak örgütlenmeyi engellemektedir. Ancak kamu çalışanları, KESK öncesi oluşturduğu platformlarla, KESK oluştuktan sonra da KESK olarak işçi sendikaları konfederasyonları ile birlikte bir çok eylem gerçekleştirdi.
Son üç yıl da yapılan 1 Mayıs kutlamalarını KESK, TÜRK-İŞ, DİSK ve HAK-İŞ konfederasyonları birlikte kutlamışlardır.
KESK, TÜRK-İŞ ve DİSK’in gerçekleştirdiği tüm eylemlere aktif destek vermiştir. Aynı şekilde TÜRK-İŞ ve DİSK’de KESK eylemlerine aynı desteği vermiştir.
KESK, özellikle TÜRK-İŞ ve DİSK’le iyi ilişkiler içindedir.

KESK’İN ULUSLARARASI İLİŞKİLERİ
KESK uluslararası ilişkilerini henüz yeterince kuramamıştır. Ancak, özellikle Avrupa’daki sendika ve konfederasyonlar Türkiye’de kamu çalışanlarının sendikal haklar mücadelesinden ve KESK’den haberlidirler.
1995 yılında ICFTU, ETUC, PSİ, ITF ve İsveç TCO’dan bir grup sendikacının Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında KESK öncesi oluşturulan Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonlaşma Kurulu (KÇSKK) temsilcileri ile bir görüşme yapmışlardır.
Norveç LO temsilcileri 14 Eylül 1996 günü KESK’i ziyaret ederek KESK yöneticileri ile bir görüşme yapmıştır.
3-5 Ekim 1996 tarihlerinde İsveç Kamu Çalışanları Konfederasyonu (TCO) Uluslararası İlişkiler Sekreteri Olle SODERMAN ve beraberindeki heyet ile KESK Genel Merkezinde görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmeler sonucunda ortak eğitim projesinin hayata geçirilmesine karar verilmiş ve 6-10 Kasım 1996 tarihleri arasında KESK yöneticileri TCO’nun davetlisi olarak Stockholm’de görüşmelerde bulunmuşlardır. TCO / KESK Eğitim Projesinin 1. ve 2. aşaması tamamlanmış olup, 3. aşaması Haziran ayında yapılacaktır.
Alman DGB’yi temsilen ÖTV ve GEW temmsilcileri 24-25 Mart 1997 günü KESK’i ziyaret ederek KESK yöneticileri ile bir görüşme yapmıştır.
KESK, 16-18 Ağustos 1996 tarihlerinde yaptığı 1. Olağan Genel Kurulu’nda ICFTU ve ETUC’a üyelik başvurusunda bulunma kararı almıştır. Bu karar gereğince ICFTU ve ETUC’a üyelik başvuruları yapılmıştır.

KESK Üyesi Sendikalardan;
EĞİTİM-SEN Eğitim Enternasyonali,
TÜM BEL-SEN, ENERJİ YAPI YOL-SEN ve SES sendikaları PSI, BTS sendikası ITF üyesidirler.
ORKAM-SEN’in IFBWW’ya, HABER-SEN’in IPTT’ye üyelik başvurusu vardır.

EĞİTİM-SEN, Alman GEW, Norveç ve İsveç Eğitimciler Sendikaları ile, TÜM BEL-SEN, ENERJİ YAPI YOL-SEN ve SES, PSI ile BTS, ITF ile FNV destekli ortak eğitim çalışmaları yapmıştır.

0 YorumBağlantı

29/4/2007 - DİSK-KRONOLOJİK TARİH

Kategori: sendikal

İşçi sınıfı tarihi için bir başlangıç...

  • Demokrasinin eksikliği kendini her alanda hissettiriyor. Özellikle de işçi sınıfının tarihinde.
  • Yasakçı zihniyetin yarattığı korkular kurumları belgelerden kaçar hale getirmiş.
  • Korunan belgelerin akibeti ise baskınlarla toparlanıp götürülmüş, yani korkulan başa gelmiş.
  • 12 Mart, 12 Eylül ve daha nice olayda ellerine geçen her kitabı, her kitabı toplamayı marifet saymışlar.
  • Kişisel arşivler bile talan edilmiş. Dolayısıyla işçi sınıfının özellikle de DİSK’in tarihe damgasını vuran nice etkinliğinden geriye yalnızca ikinci veya üçüncü el bilgiler kalmış.
  • Oysa tarih belge demektir, belgesiz tarih eksik ve çoğunlukla da yanlışa götmektedir.
  • DİSK 30 yıllık kısa ömrü içinde geçirdiği badirelerle tarihine tanıklık edecek çok sayıda dökümanını yitirmiş bir örgüt.
  • Özellikle 12 Eylül yargımaları sürecinde “suç” bulma telaşındaki savcıların, görevlilerinin didik didik ettikleri tonlarca evrak yok oldu gitti. belki de bugün kullandığımız birçok kağıdın hamurunda bu tarihten parçalar yer alıyor.
  • DİSK yeniden çalışmalarına başladığında yep yeni bir kuşakla karşı karşıya kaldı. Büyük çoğunluğu 1960-70 döneminin mücadelesinden habersiz olan bu kuşak, 12 Eylül’ün yasakçı zihniyetinin hukuk düzeniyle çalışma yaşamına girmişti.
  • Bu kuşaklara tek yanlı bir propaganda uygulanmış ve geçmiş tahrif edilerek anlatılmıştı. Onların bildiği bir anlamda resmi bir tarihti. İşte bu kuşaklara bu sahip oldukları ama daha çok da sahip olamadıkları birçok hakkın nasıl kazanıldığının öğretilmesi bir zorunluluk. Çünkü onlara içine sokuldukları sınırların kaderleri olduğu ezberletilmiş.
  • Bunu değiştirmek, işçi sınıfının gerçek tarihiyle tanışmalarını sağlamak DİSK’in görevi. Bu görev her şeyden önce yıllar boyunca yalan yanlış bilgilerle karalanan ve daha da önemlisi tarihe damgasını vuran bir örgüt olmasından kaynaklanıyor.
  • Bugün tarihimizi yazmak için birçok belgeye sahip değiliz. Ama biryerden başlamamız gerektiğine inanıyoruz.
  • DİSK’in mücadelesinin satır başlarından oluşan bu denemenin işçi sınıfı tarihinin yazılmasında bir ilk adım olmasını diliyoruz Mücadelede şehit düşen arkadaşlarımızı bir kez daha saygıyla anıyoruz.

 

1963

  • Kavel işçileri Anayasa'da ifade edilen grev hakkını ilk kez fiilen kullandı. Yılbaşı ikramiyelerinin ödenmemesi, ücretlerinin azaltılmak istenmesi, işçilere sendikadan istifa etmeleri için baskı yapılması ve dört temsilcinin işten çıkarılması üzerine Kavel işçileri 28 Ocak'ta beş günlük oturma grevi başlattı.
  • İşveren on işçiyi daha işten çıkardı. İşten çıkarılan işçiler aileleriyle fabrika önünde nöbete geçti.
  • Grevin beşinci gününde fabrika polis zoruyla boşaltıldı ve işveren lokavt ilan etti. 4 Şubat'ta işçiler ve memurlar fabrikaya sokulmadı. 5 Şubat'ta gazetelerde yeni işçi alımı için ilan yayınlandı.
  • Kavel işçisi aileleriyle birlikte gece gündüz demeden fabrika önünde beklemeye başladı. Fabrikaya mal giriş ve çıkışına izin verilmedi. 4 Mart'ta işveren tüm istekleri kabul etti ve grev sonuçlandırıldı.
  • Kavel işçilerinin greve çıkışı üzerine uzun süredir gündeme getirilmeyen Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt Yasası çıkarıldı. Yasaya konulan ek bir madde ile grev sırasında tutuklanan işçiler serbest bırakıldı.

 

1964

  • MESS ile T. Maden-İş arasında yürütülen toplu sözleşmelerin uyuşmazlıkla sonuçlanması üzerine Sungurlar Kazan fabrikasında 17 Ağustos'ta greve çıkıldı. Türk-İş yönetimi sendikadan grevi sona erdirmesini istedi. Bu olay Türk-İş'ten kopuş sürecindeki tohumlardan biri oldu.

 

1965

  • İzmir'de kurulu Kula ve Yün Mensucat fabrikalarında çalışan iki bin iki yüz yedi işçi toplu sözleşme uyuşmazlığı nedeniyle greve çıktı.
  • Türk-İş'in imzaladığı sözleşmeyi kabul etmeyen işçiler grevi sürdürdü. 10 ve 12 Şubat'ta polisin müdahalesi üzerine çıkan çatışmalarda çok sayıda işçi gözaltına alındı. Uluslararası düzeyde de yoğun destek gören grev 4 Mart'ta sonuçlandı.
  • Karadon kömür ocaklarında çalışan beş bin işçi liyakat zammı dağıtımında işverenle sendika arasındaki işbirliğini protesto etmek amacıyla 4 Mart'ta direnişe geçti.
  • Çıkan olaylarda iki mühendis yaralandı. Bölgeye polis ve jandarma birlikleri gönderildi. Aralarında T. Maden-İş Genel Başkanı Mehmet Alpdündar'ın da bulunduğu kırk dokuz işçi gözaltına alındı.
  • 11 Mart'ta Kozlu ocaklarında başlayan çatışmada jandarmanın açtığı ateş sonucu Satılmış Tepe ve Mehmet Çavdar yaşamını yitirdi, on işçi ve on iki jandarma yaralandı.
  • İşçiler bir mühendisi rehin aldılar, yaralı arkadaşlarını sakladılar.
  • Bölge üzerinde savaş uçakları gezdi.

 

1966

  • Paşabahçe Cam Fabrikalarında çalışan iki bin iki yüz işçi toplu sözleşme uyuşmazlığı nedeniyle 1 Şubat'ta greve çıktı.
  • Grev, Türk-İş tarafından işçilere rağmen bitirilmek istendi. Türk-İş, 22 Şubat'ta işçilerin ve sendikanın bilgisi dışında toplu sözleşmeyi imzaladı. İşveren sözlemenin hemen ardından yüz otuz sekiz işçiyi işten çıkardı.
  • İşçiler 26 Şubat'ta yapılan haksızlıkları ve Türk-İş'i protesto etmek için geniş katılımlı bir yürüyüş yaptı.
  • 29 Mart'ta Türk-İş grevin bitirildiğini açıkladı. İşçiler ve sendika grevi sürdürme kararında ısrarlı oldukları ilan ettiler. İşçilerin grevi sürdürme kararını destekleyen sendikalar "Sendikalararası Dayanışma"yı kurdu. SADA'ya katılan sendikalardan bazıları Türk-İş'ten geçici olarak ihraç edildi.
  • Bakanlar Kurulu 21 Nisan'da  grevi bir ay ertelediğini açıkladı, ancak işçiler işbaşı yapmadılar.
  • Artan baskılar üzerine işçiler 25 Nisan'da bir ay sonra greve devam etmek üzere işbaşı yaptı.
  • Çorum Belediyesi yetmiş iki işçinin işine son verdi. Diğer işçilerin ise statüleri değiştirilip, ücretleri düşürüldü.
  • İşverenin bu tavrı üzerine işyerinde örgütlü Genel-İş harekete geçti. Sendika Genel Başkanı Abdullah Baştürk'ün de aralarında bulunduğu elli dört işçi Çorum'dan yalınayak başlattıkları yürüyüşü 3 Ağustos'ta Anıtkabir'de tamamladı.
  • Sendikanın açtığı dava 5 Ağustos'ta işçiler lehine sonuçlandı. Belediye Başkanı mahkeme kararını uygulamayınca işçiler bu kez 15 Ağustos'ta İstanbul'a yürüyüşe geçti.
  • Bolu, Hendek, Düzce, Adapazarı ve İzmit'te geniş katılımlı karşılamalarla desteklenen işçiler başarıya ulaştı.

 

1967

  • 12 Şubat'ta T. Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş, Gıda-İş ve T. Maden-İş (Zonguldak) sendikalarının ortak (kuruluş) genel kurulları, İstanbul, Çemberlitaş, Şafak Sineması'nda toplandı.
  • Beş sendikanın delegelerinin ortak kararıyla Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, DİSK kuruldu.
  • 13 Şubat'ta DİSK'in kuruluş başvurusu yapıldı ve kuruluş ilan edildi.
  • DİSK 1. Genel Kurulu 15 Haziran'da Bank-Sen-İş Kongre Salonu'nda toplandı.
  • Antidemokratik İş Kanunu'nu protesto etmek için 24 Haziran'da Ankara'da bir miting düzenlendi. Tandoğan Meydanı'nda yapılan bu mitingde Çetin Altan, Kemal Türkler, İbrahim Güzelce, Rıza Kuas ve Alpaslan Işıklı birer konuşma yaptı. Bu miting Konfederasyonun kuruluşundan sonra gerçekleşen ilk kitlesel eylem olması bakımından tarihi bir önem kazandı.
  • İstanbul'da kurulu Gevriyeloğlu Mensucat fabrikasında çalışan Tekstil üyesi işçiler uyuşmazlık üzerine greve çıktı. İşçiler boş oturmamak için çevre park ve sokakları temizlemeye başladı. Polis bu eylemi önlemeye çalıştı. Grev 29 Ağustos'ta anlaşmayla kaldırıldı.
  • Singer fabrikası, satış mağazaları ve Anadolu şubelerinde çalışan işçiler sendikal çalışmaları nedeniyle işten çıkarılan arkadaşları ile dayanışma amacıyla 31 Temmuz'da direnişe geçti. Fabrikaya girmek isteyen Amerikalı işverene kimlik soran bir işçinin yüzünde sigara söndürülmesi üzerine büyük bir gerginlik yaşandı. Grev yapan işçilere saldırılar yapıldı, bazı işçiler dövüldü. 19 Eylül'de grevin yasalara uygun olmadığı kararı alındı, ancak işçiler direnişini sürdürdü.

 

1968

  • DİSK 2. Genel Kurulu 24-25 Şubat tarihlerinde Törkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) salonunda toplandı.
  • Kozlu ve Üzülmez'de maden ocaklarında yirmi beş bin işçi direnişe geçti. İşçileri dağıtmak için Ankara ve Karabük'ten gelen toplum polisi ve jandarma ile işçiler arasında çatışma çıktı. On üç polis yaralandı, bir başkomser kayboldu. Olaylar sonrasında köyüne dönmekte olan iki maden işçisi öldürüldü.
  • DİSK/Lastik-İş Genel Başkanı Rıza Kuas, işçiyi hırsız gibi gören zihniyetle mücadele amacıyla 15 Temmuz'da "Üstünü Aratma" kampanyasını başlattı.

 

1969

  • ABD 6. filosunu protesto için DİSK ve üniversite öğrencilerinin birlikte düzenlediği Taksim'deki mitinge gericiler saldırdı. Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan öldü, yüzlerce kişi yaralandı. Olay tarihe "Kanlı Pazar" olarak geçti.
  • Singer fabrikasında çalışan beş yüz yirmi DİSK/T. Maden-İş üyesi işçi sendika seçme özgürlüğünü savunmak, işten çıkarmaları protesto etmek ve haftalık çalışma süresinin 48 saate indirilmesi için 11 Ocak'ta işyerini işgal etti. İşçiler fabrikaya girmek isteyen polislerle beş saat süren bir çatışmaya girdi. Çatışma sonrasında işçiler fabrikayı marşlar söyleyerek terk etti.
  • Türkiye'de ilk kez bir sinemada grev ilan edildi. Yeni Sinema'da çalışan ve OLEYİS üyesi on dokuz işçi 11 Ocak'ta greve başladı. Grev 26 Ocak'a kadar sürdürüldü.
  • Çorum, Alpagut linyit işletmesinde çalışan maden işçileri ücretlerini alamadıkları için 13 Haziran'da direnişe geçti ve ocakların işletilmesine el koydu. İşçiler, üretimi yüzde elli artırarak birikmiş ücretlerini aldılar. Jandarmanın yaptığı müdahale sonrasında direniş sona erdirildi.
  • Türk Demir Döküm fabrikasında çalışan iki bin üç yüz T. Maden-İş üyesi işçi toplu sözleşme görüşmelerinin sürüncemede bırakılması nedeniyle 1 Ağustos'ta fabrikayı işgal etti. Polisin direnişi kırmak için 5 Ağustos'ta fabrikaya müdahale etmesi üzerine çatışma çıktı. Askeri birlikler fabrikayı sarınca işçiler fabrikayı terk etti. 13 Ağustos'ta direniş yeniden başladı ve 19 Ağustos'ta Koç Holding ile T. Maden-İş arasında bir protokol imzalandı.
  • Gamak Elektrik fabrikasındaki bir aydır ücretlerini alamayan ve işten çıkarılan yüz yirmi dört kişinin işe dönmesini isteyen üç yüz işçi 29 Aralık'ta fabrikaya girmeye çalıştı. İşçileri önlemek isteyen polislerin açtığı ateş sonucunda işçi Şerif Aygün şehit oldu.

 

1970

  • DİSK'e geçmek isteyen Sungurlar işçilerinin seçme özgürlüğü kısıtlanmak istenmesi ve işverenin sendika aidatını Çelik-İş'e vermesi üzerine 9 Nisan'da fabrika işgal edildi. Mayıs ayı süresince kısa süreli işgal olayları sürdü. 13 Mayıs'ta işçiler işvereni fabrikaya sokmadılar. Askeri birliklerin gelmesi üzerine yapılan tartışmalardan sonra fabrika boşaltıldı ancak fabrika önünde bekleyiş sürdürüldü. 23 Mayıs'ta işveren işçilerin talebini kabul etti ve zafer işçinin oldu.
  • DİSK 3. Genel Kurulu, 13-15 Haziran tarihlerinde Yeşilköl'de, Çınar Oteli salonunda toplandı.
  • İktidar, Türk-İş'in de desteğiyle 274 ve 275 sayılı yasaları değiştirerek DİSK'i fiilen etkisiz kılmayı, sendika seçme özgürlüğünü ortadan kaldırarak sendikal tekel yaratmayı hedefledi. Bu girişim karşısında DİSK Anayasa'nın tanıdığı direnme hakkını kullanacağını açıkladı. İşçiler sendikalarına ve özgürlüklerine getirilen bu kısıtlama nedeniyle 15-16 Haziran'da İstanbul sokaklarını işgal ettiler. İstanbul ve çevre illerdeki tüm fabrikalarda üretim durdu, işçiler kent meydanlarına aktı. Haliç köprüleri açıldı. Boğaz'da vapur ve motor ulaşımı kesildi. 16 Haziran'da, Kadıköy Meydanı'nda polislerin, sayıları onbinleri aşan işçi kitlesinin üzerine açtığı ateş sonucu Mutlu Akü Fabrikası'dan Yaşar Yıldırım, Vinleks'ten Mustafa Bayram ve Cevizli Tekel Fabrikası'ndan Mehmet Gıdak adlı işçilerle birlikte bir esnaf ve bir de polis yaşamını yitirdi, yüzlerce işçi yaralandı.
  • Sıkıyönetim ilanına ve işverenlerin işbaşı yapılması konusunda askerleri yardıma çağırmasına rağmen Türk Demir Döküm, Sungurlar, Derby, Elektrometal, Rabak, Auer, Çelik Endüstrisi, Otosan, Arçelik, Vita başta olmak üzere birçok işyerinde direnişler sürdü.
  • Sendikalar ve toplu sözleşme yasalarında yapılmak istenen değişiklikleri protesto etmek için İzmir'de Lastik-İş, T. Maden-İş ve Gıda-İş'e bağlı işyerlerinde 18 Haziran'da bir gün süreli grev yapıldı.
  • 15-16 Haziran direnişine katıldıkları gerekçesiyle ücretleri kesilen Gıslaved işçileri 13 Ekim'de başlattıkları oturma grevini, direnişe döndürdü. Güvenlik güçleri fabrikaya girmek için iş makinaları kullanıp duvarı yıktı, içeri girdiklerinde işçilerin üzerine ateş açıldı ve Lastik-İş üyesi Hüseyin Çapkan öldü. Yarım saati aşan bir çatışmanın sonucunda çok sayıda işçi de yaralandı.
  • Çapkan binlerce işçinin katılımıyla gerçekleşen bir cenaze töreniyle son yolculuğuna uğurlandı.
  • Aliağa rafinerisi inşaatında çalışan Yapı-İş Sendikası (YİS) üyesi iki yüz seksen işçi 6 Ağustos'ta greve başladı. İşveren, grevi kırmak için çeşitli baskı yöntemlerine başvurdu. 22 Ağustos'ta şantiyeye mühendisleri taşıyan aracın şoförü Yapı-İş Genel Başkanı Necmettin Giritlioğlu'nu öldürttü. İşçiler tarafından yakalanan şoförün AP'li olduğu ve işveren tarafından yönlendirildiği açıklandı.

1971

  • Türk-İş'in işçi sınıfına ters bir konuma düştüğü görüşünde olan dört sendika "Türk-İş Genel Kurulu öncesinde 14 Ocak'ta yönetimi eleştiren "Dörtler Raporu"nu yayınladı.
  • Pancar Motor fabrikasında çalışan Maden-İş üyesi üç işçinin işten çıkarılması üzerine 26 Ocak'ta işçiler, yanlarına üç arkadaşlarını da alarak fabrikaya soktular. İşçiler Çelik-İş'e geçmeleri için baskı yapan ustabaşının ellerini bağlayarak işverenin kapısına bıraktılar.
  • 12 Mart Muhtırası verildi. Genel Kurmay ve kuvvet komutanlarının imzasını taşıyan Muhtıra, Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Senatosu ve TBMM Başkanlarına aynı anda verildi. Muhtırarın radyodan okunmasının hemen ardından Süleyman Demirel Başbakanlığındaki hükümet istifa etti.
  • Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası'ndaki grevde işverenin fabrikadan mal çıkarma girişimi nedeniyle çıkan çatışmada bir işçi öldürüldü.

 

1972

  • Sıkıyönetim bütün grev, direniş ve toplantıları yasakladı ve izne tabi kıldı.

 

1973

  • DİSK 4. Genel Kurulu 12-13 Şubat tarihlerinde Şişli'de, Nis Düğün Salonu'nda toplandı. Genel Kurul'da toplu sözleşme yetkisinin alınmasında en geçerli ve en kısa yolun "Referandum" olduğu savunuldu.
  • DİSK, 14 Ekim'de yapılacak genel seçimlerde CHP'yi destekleme kararı aldı. Yönetim Kurulu'nun 8 ve 12 Eylül tarihlerinde  yaptığı iki toplantı sonucunda alınan kararın gerekçesini şu şekilde açıklandı;
  • "- 12 Mart sonrası tavrı,
  • - Anayasa ve demokratik hayata aykırı yasaların iptali için uğraş vermesi,
  • - İnsanca ve demokratik bir çalışma hayatını gerçekleştirecek bir düzen değişikliği anlayışına yönelmesi,
  • - Grevleri yasaklayan, lokavtları serbest bırakan devlet politikasına karşı çıkması,
  • - Seçim bildirgesinde 'halkının bütün fertlerinin yaşama ve çalışma koşullarının demokrasi ve özgürlükler içinde gelişmesini ve mutluluğa ulaşmasını sağlayıcı tedbirler' getirmeyi öngörmesi,"
  • ...
  • "DİSK 1973 genel seçimlerinde Anayasal özgürlükleri ve demokratik hakları ve uygarlıkçı bir anlayışı savunan tek parti durumunda olduğu için işçileri, köylüleri, esnafı, memurları ve tüm dar gelirli vatandaşı CHP'ye oy vermeye çağırır.
  • DİSK'in bu çağrısı nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nca soruşturma açıldı. 14 Ekim seçimlerinde gerici cephe ağır bir darbe aldı.
  • Sıkıyönetim bazı illerde kaldırıldı.
  • DİSK, 9 Aralık'ta yapılan yerel yönetim seçimlerinde de CHP'yi destekleme kararı aldı.

 

1974

  • Referandum hakkını kullanmak isteyen Ülker Fabrikası işçilerine polis panzerlerle saldırdı, iki işçi yaralandı.
  • Olaylar Ülker işçilerinin 11 Mart'ta Türk-İş'e bağlı Tekgıda-İş'ten topluca istifa ederek DİSK/Gıda-İş'e üye olmalarıyla başladı. Tekgıda-İş, işçilerin istifalarını görmezden gelerek aylardır oyaladığı toplu sözleşme sürecini gizlice başlattı. Durumdan haberdar olan işçiler 2 Ağustos'ta topluca Bölge Çalışma Müdürlüğüne şikayette bulundular ve sürecin durdurulmasını istediler. Tekgıda-İş, Ülker işvereniyle ücret zammı bile içermeyen toplu sözleşme imzalandı ve 5 Ağustos'ta Bölge Çalışma Müdürlüğüne gönderdi. Bununla da yetinmeyen Tekgıda-İş, 5 Eylül'de bu kez işkolu düzeyinde bir sözleşme imzaladı. Bu arada Ülker işvereni işçilerin DİSK'e geçişini önlemek için bazı işçileri para ile kandırmayı denedi ama kararlılık karşısında geri çekildi. İşçilerin aldıkları karardan dönmeyeceğini gören işveren DİSK/Gıda-İş ile bir protokol imzalamayı kabul etti. Ancak bu sözünde de de durmadı.
  • İşverenin Gıda-İş'i tanımadığını açıklaması üzerine işçiler 17 Eylül'de fabrikada üretimi durdular. Mesai bitiminde evlerine girmeyen işçiler kapıları kaynakla kapatıp direnişe geçti. Polis gece fabrika kapılarını panzerlerle yıktı, içerideki işçiler elektrikli coplarla kıyasıya dövüldü.
  • Ertesi gün fabrika müdürü ve Tekgıda-İş işyeri baştemsilcisi kapıda birlikte durarak, Gıda-İş üyelerini içeri almadı. Tekgıda-İş ve işveren işçileri yıldırmak için her yolu denedi. Kendilerine komando adını veren faşist çeteler devreye sokuldu. Tekgıda-İş yöneticilerinin sendikanın arabasıyla getirdiği faşist çeteler Ülker işçisi Ahmet Özçelik'i bıçakla yaraladı. İşveren, sarı sendika ve faşist çetelerin ortaklaşa tertiplediği saldırılar artarak sürdü.
  • İskenderun Demir Çelik Fabrikası inşaatı işçilerinin haklarının ve sendika seçme özgürlüklerinin kısıtlanması nedeniyle 16 Haziran'da miting yapıldı. Yirmi bini aşkın bir işçi kitlesinin katıldığı miting sonrasında dört yüz işçi gözaltına alındı.
  • DİSK/Petro Kimya-İş Sendikası üyesi Ümit Tok, Petkim işyerinde yapılan işyeri temsilciliğini kazanıp baştemsilci olunca, seçimi kaybeden faşistler tarafından 10 Temmuz'da katledildi.
  • DİSK, "Kıbrıs Barış Harekatı"nı destekledi. Genel Başkan Kemal Türkler ve T. Maden-İş Genel Başkan Vekili Şinasi Kaya Ekim ayı içinde bir dizi ziyaret gerçekleştirerek Avrupalı sendikacılara Kıbrıs'a yapılan çıkarmanın gerekçesini anlattı. Bu arada DİSK ve üyesi sendikalar işyerlerinde bir yardım kampanyası açtı.
  • Gıda-İş, kurucu olduğu DİSK'in temel ilkelerinden olan işçinin doğrudan doğruya söz ve karar sahibi olmasına yeni bir adım kazandırdı. Genel Yönetim Kurulu 29 Kasım'da yapılan toplantısında, "Türkiye Gıda Sanayii işçileri Sandikası İşyeri İşçi Konseyleri Seçim ve Görevlerine Ait Yönetmelik'i kabul etti. Bu yönetmelik yıllarca büyük bir titizlikle uygulandı.

 

1975

  • Beko Teknik Ticaret'te çalışan işçilerin DİSK/T. Maden-İş'e üye olmalarına rağmen Cevher-İş sahte üye fişleriyle Çalışma Müdürlüğüne başvurunca olay İş Mahkemesine gitti. 17 Ocak'ta Adliye Sarayı'nda yapılacak duruşmaya topluca gitmek isteyen işçilerin önü polis panzerleriyle kesilmek istendi. Çıkan çatışmada bir kısmı kadın çok sayıda işçi ve polis yaralandı.
  • Northern Electric Fabrikası'nda çalışan bin üç yüz işçi DİSK/T. Maden-İş sendikasına geçti. İşveren sendikayı tanımadığı açıkladı ve 20 işçiyi işten çıkardı. Direnişe geçen işçilere 13 Mart'ta polisler saldırdı. Direniş 31 Mart'ta işverenin tüm koşulları kabul etmesiyle sonuçlandı.
  • DİSK 5. Genel Kurulu 21-24 Mayıs tarihlerinde Tepebaşı'ndaki Kazablanka Düğün Salonu'da toplandı.
  • DİSK/T. Maden-İş'e üye olan Sungurlar işçileri, işverenin sendikayı tanımadığını açıklaması üzerine 11 Ağustos'ta direnişe geçti. İşveren fabrikada çalıştırdığı kimi MHP'lieri silahlandırarak işçilerin üzerine saldırttı. Demir çubuk ve tabancaların kullanıldığı saldırı sırasında üç işçi yaralandı. Üç ay süren direnişin sonunda işveren büyük bir dayanışma örneği gösteren işçilerin taleplerini kabul etti ve 26 Kasım'da bir protokol imzalandı Direniş sürecinde işçiler ve aileleri yaptıkları çeşitli gösteri ve toplantılarla etkili bir mücadele sergiledi.
  • İlk Milliyetçi Cephe hükümeti kuruldu, faşist saldırılar tırmandı.
  • 6 Eylül'de İzmir, 20 Eylül'de İstanbul "Demokratik Hak ve Özgürlükler İçin Mücadele Mitingleri" yapıldı.
  • Mitingler öncesinde İzmit ve İzmir'de DİSK Bölge Temsilciler Kurulu toplantıları yapıldı. İzmit'te yapılması planlanan mitinge izin verilmedi. 14 Eylül'de İstanbul Spor ve Sergi Sarayı'nda üç bin kişinin katılımıyla Genel Temsilciler Meclisi yapıldı.
  • Çeşitli demokratik kitle örgütleri tarafından da desteklenen Demokrasi Mitingleri onbinlerce işçinin katılımıyla işçi sınıfının demokrasi mücadelesindeki kararlılığını gösterdi.
  • Adana'da kurulu ÇÜMİTAŞ işyerinde DİSK/T. Maden-İş'in sürdürdüğü grevde görevli sendika uzmanı Nurettin Çavdargil, işverenvekili ve bir mühendisin kullandığı bir araçla ezilmek istendi (Ekim). Çavdargil'in ağır yaralandığı bu olay sonrasında işveren işçilerin taleplerini kabul etti.
  • Nusaybin bölgesinde çalışan Devrimci Toprak-İş üyesi üç bin işçi pamuk toplama ücretlerinin artırılması için 29 Eylül'de direnişe geçti. Toprak ağalarının çalıştırmak için dışarıdan getirdiği işçiler de direnişe katıldı.
  • DİSK'e bağlı sendikalara üye işçiler 1 Kasım'da Adana'da bir yürüyüş yaptı. İşçilere karşı artan baskıları ve yasa dışı davranışları protesto etmek için yapılan yürüyüşte referandum isteği dile getirildi ve “Bağımsız Türkiye” sloganları atıldı.
  • DİSK, kuruluşundan itibaren tüm çalışanların grevli ve toplu sözleşmeli  sendika hakkının en önde gelen savunucusu oldu. Bu hakkın kazanılması için kamu çalışanlarıyla ortak etkinlikler düzenledi, kamu çalışanları örgütlerinin düzenlediği etkinlikleri destekledi. Taleplerin ortaklaştırılması doğrultusunda 29 Kasım'da DİSK, TİB, TMMOB, Töb-Der, TÖD, Tüm-Der, Tüs-Der ve TÜTED ortak bir forum düzenledi.
  • Tariş fabrikalarında çalışan yüzlerce işçi topluca DİSK/Tekstil Sendikasına üye oldu. Tariş Genel Müdürü, eski AP milletvekili Orhan Barut, işçileri sarı sendika Mensucat-İş'e geçmeleri için tehdit etti. İşçilerin iradesini görmezden gelen iktidar ve yönlendirdiği işletme yönetimi 10 Aralık'ta iki yüz kadar faşist militanı fabrikaya getirdi. Fabrikanın ışıkları söndürüldü, elerinde tabancalar, bıçaklar olan "komandolar" önlerine gelen işçilere saldırdı, birçok işçi yaralandı.
  • Yaralı işçiler kaldırıldıkları SSK Hastanesinde yine faşist çetelerin saldırısına uğradı. Bir işçiyi camdan atmaya çalışan faşistler son anda hastane çalışanlarının müdahalesiyle kurtarıldı.
  • İşletme yönetimi 19 Aralık'ta yüz elli kadar faşist militanı yine fabrikaya sokunca işçiler işbıraktı. Yoğunlaşan baskı ve saldırılar üzerine Tariş işçileri 24 Aralık'tan itibaren can güvenliklerinin kalmadığını açıklayarak süresiz olarak işbırakma eylemi başlattı.
  • İstanbul, Vatan Hastanesi'nde çalışan ve Devrimci Sağlık-İş'e üye yüz on beş işçi toplu sözleşme uyuşmazlığı nedeniyle 25 Aralık'ta greve başladı. Sendika Genel Başkanı Cemil Orkunoğlu ve Genel Saymanı 25 Ocak'ta grev çadırında bulundukları sırada, işveren vekili konumundaki Başhekimin kardeşi tarafından bıçakla yaralandı.
  • Seydişehri Alüminyum Fabrikalarındaki işçilerin örgütlü olduğu Özgür Alüminyum-İş Sendikası'nın genel kurulunda DİSK'e katılma kararı alması üzerine işçilere yönelik çeşitli saldırılar başladı.
  • 26 Aralık'ta "komandolar" işçilere saldırdı, Hasan Kadıoğlu öldü, dördü ağır on beş işçi yaralandı.
  • 28 Aralık'ta bildiri dağıtan işçilere Ankara plakalı araçlardan ateş açıldı. Saldırganlar rasgele yağdırdıkları kurşunlarla kendi arkadaşları olan MHP'nin gençlik kolu başkanını da öldürdüler. Olay sırasında 4 işçi yaralandı. Provokatörler çeşitli söylentilerle halkı tahrik etmeye çalıştı. Gruplar halinde parti, dernek, sendika binalarına saldırılar düzenlediler.
  • 29 Aralık'ta Özgür Alüminyum-İş binası bombalandı. Halkı galeyana getirmek için yayılan "DİSK bin beş yüz kişilik kuvvet gönderiyor" şeklindeki bir söylenti beklenenin aksine olayların yatışmasına neden oldu.
  • İşçiler bir yandan saldırılarla yıldırılmak istenirken diğer taraftan sarı sendikalar devreye sokuldu. Türk-İş'e bağlı Türk Metal-İş sahte üye fişi düzenleyerek toplu sözleşme yetkisi almaya çalıştı. Yapılan sahtekarlık bilirkişi heyetince tespit edildi. Yetki davasını yürüten mahkeme heyeti can güvenliklerinin olmadığı gerekçesiyle davadan çekildi.
  • SSK'da çalışan otuz bin işçi, sendikalaşmayı önlemek amacıyla iktidarın aldığı bir kararla memur statüsüne alındı. Bu keyfi tutum üzerine yaygın direnişler yaşandı. Sosyal-İş'in üyesi olan bin dört yüz yirmi sekiz SSK işçisi işten çıkarıldı. Türk-İş işçilerin sendika hakkı için verdiği mücadeleyi "yasadışı" olarak niteledi.

 

1976

  • AP milletvekili Murat Bayrak'ın sahibi olduğu Sancak Tül Fabrikası'nda çalışan üç bin işçi 28 Ocak'ta tüm siyasi parti başkanlarına gönderdikleri birer mektupla MHP'li komandoların baskısı altında tutulduklarını ve asgari ücretin altında bir ücretle çalıştırıldıklarını belirttiler. İşçiler hiç bir sendikaya üye olamadıklarını ve kendilerine iş kanunlarının bile uygulanmadığını açıkladılar.
  • DİSK/Yeni Haber-İş'in örgütlü olduğu İstanbul Telefon Başmüdürlüğüne bağlı beş şantiye, taşıtlar amirliği ve Ümraniye PTT fabrikası işçileri 11 Mart'ta greve başladı. Grevin birinci gününde faşist çeteler grevdeki işçilere saldırdı.
  • DİSK Genel Sekreteri ve Basın-İş Genel Başkanı İbrahim Güzelce 11 Nisan'da öldü. 14 Nisan'da yapılan cenaze töreni büyük bir antifaşist gösteriye dönüştü.
  • 51 yıllık bir aradan sonrasında ilk büyük kitlesel 1 Mayıs kutlaması DİSK'in öncülüğünde İstanbul, Taksim Meydanı’nda onbinlerce emekçinin katılımıyla yapıldı.
  • Yeraltı Maden-İş'in örgütlü olduğu Yeni Çeltek Kömür ve Madencilik AŞ işyerinde çalışan 980 işçi 5 Mayıs'ta greve başladı. Bu grev madencilik işkolunda ilgili yasalar uyarınca yapılan ilk grev olması bakımından özel bir öneme sahip oldu. 23 gün süren grev sırasında maden işçileri ile işletmede hissesi bulunan Pancak Üreticileri Kooperatifi üyesi köylüler arasında sıkı bir dayanışma sağlandı.
  • Bursa Tofaş Fabrikası işçisi, DİSK/T. Maden-İş üyesi Muammer Çetinbaş, Türk Metal-İş Sendikasına ait bir araçla gelen faşistler tarafından katledildi. Saldırı sırasında bir işçi de yaralandı. Cinayet, Bursa'da onbinlerin katıldığı bir mitingle protesto edildi. Lastik-İş üyeleri saldırıyı protesto için bir günlük iş bırakma eylemi yaptı.
  • Edirne'de kurulu Kartaltepe fabrikasında çalışan DİSK/Tekstil üyesi işçiler 25 Ağustosta faşist çetelerin saldırısına uğradı. Saldırıda bir işçi bıçakla yaralandı.
  • 1 Eylül Dünya Barış Günü, "Faşizme Karşı Direnen Şili Halkı ile Dayanışma" günü olarak yaygın etkinlikler kutlandı.
  • DİSK/Dev Maden-Sen üyesi maden işçilerinin toplu sözleşme uyuşmazlığı nedeniyle 2 Eylül'de başlatıkları grev tam bin üç yüz gün sonra 26 Ekim 1979'da zaferle sonuçlandı.
  • Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen DGM Yasası, MC hükümeti tarafından yeniden çıkarılmak istendi. DİSK 16 Eylül'de bir günlük "Genel Yas" eylemi yaptı. Yüzbinlerce işçi iş bıraktı. DİSK yeni bir eylem tarzı uygulayarak, yüzlerce araçlık bir konvoyla İstanbul caddelerinde trafiği felç etti.
  • DİSK/Barder-İş Genel Başkanı Kenan Budak 2 Kasım'da uğradı silahlı bir saldırıda yaralandı. Daha önce AP Fatih Gençlik Kolu Başkanını öldürmekten sanık bir kişi tarafından yapılan saldırıda Budak'ın yanında bulunan Mustafa Gündoğdu da yaralandı.
  • Profilo Fabrikası'nda Genel Yas eylemine katıldıkları gerekçesiyle işten çıkarılan arkadaşlarına sahip çıkan işçiler direnişe geçti. Polisin silahlı saldırısı sonucunda işçi Yakup Keser öldü, çok sayıda işçi yaralandı.
  • DİSK, Genel Yas eylemi nedeniyle işten çıkarılan üyelerine sahip çıktı. DİSK Dayanışma Fonu ve İşsizlik Fonu kuruldu.
  • DİSK/Gıda-İş üyesi Ülker işçileri 9 Aralık'ta bir grup faşist çetenin saldırısına uğradı, bir işçi yaralandı.
  • DİSK/Genel-İş üyesi İstanbul Belediyesi işçileri ücretleri ve birikmiş haklarını almak için 14 Aralık'ta direnişe geçti. İşçiler 16 Aralık'ta Vatan Caddesinde başlayan ve Beyazıt, Eminönü, Karaköy hattı üzerinden Beşiktaş'a kadar uzanan bir yürüyüş yaptı. İşçilere bu yürüyüş sırasında iki yüz araç eşlik etti. Yine aynı saatlerde elli araçlık bir konvoy oluşturan işçiler Üsküdar'dan Bostancı'ya kadar bir gösteri düzenledi. İşçilerin direnişi 5 Ocak'ta sona erdi.

 

1977

  • İstanbul'da kurulu Yapağı Yıkama Fabrikasında çalışan DİSK/Tekstil üyesi ve işyeri baştemsilcisi Ahmet Hocaoğlu faşist cinayet şebekeleri tarafından dövülerek ağır yaralandı.
  • DİSK/Tek-İş Sendikası Afşin-Elbistan Şube Yönetim Kurulu üyesi Muzaffer Şahin'in evine 7 Şubat'ta bomba atıldı. Saldırı üzerine emniyet güçlerine başvuran Şahin ağır hakaretlere uğradı ve dövüldü.
  • DİSK Yönetim Kurulu ve Başkanlar Konseyi'nin 21 Şubat'ta yapılan ortak toplantısında Haziran ayında yapılacak genel seçimlerde CHP'nin desteklenmesi kararı alındı. Konuya ilişkin yapılan açıklamada "DİSK, hem demokratik bir ortamdan yana, hem de hükümeti kurmaya en yakın parti olduğu için 1977 Genel Seçimlerinde CHP'yi destekleme kararı almıştır" denildi.
  • DİSK/Teknik-İş Sendikasının OYAK Genel Müdürlüğünde sürdürdüğü greve 23 Şubat'ta bir grup faşist militan saldırdı. Saldırganlar grev pankartlarını yırtarak  kaçtı.
  • DİSK/Lastik-İş Sendikasının Nisan ayı içinde kutlanacak olan 28. kuruluş yılı nedeniyle İzmir'de afiş asan işçilere saldıran faşistler Avni Ece'yi katlettiler. DİSK'e katılma kararı henüz alan Beton-İş üyesi Avni Ece için yapılan cenaze töreni dev bir antifaşist gösteriye dönüştü.
  • Yüzbinlerce işçinin katıldığı 1 Mayıs kutlamaları bitiminde kimliği açıklanamayan kişilerin açtığı ateş sonucu Taksim alanı kana bulandı. "1 Mayıs ྉ katliamı" olarak anılan olayda 36 kişi yaşamını yitirdi. Olayların bir kontr-gerilla eylemi olduğu yönünde ciddi iddialar bulunmaktadır.
  • MESS ile T. Maden-İş arasında 9 ay süren toplu sözleşmelerin uyuşmazlıkla sonuçlanması üzerine 30 Mayıs'ta onbinin üzerindeki işçi greve çıktı. "DGM'yi ezdik sıra MESS'te" sloganıyla yürütülen grev iki sınıf arasında ortaya konulan tezler bakımından sert bir çatışma ortamına sahne oldu. Grevler 3 Şubat 1978'de sendikanın önemli orandaki talebinin kabul edilmesiyle sonuçlandırıldı.
  • DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler, 28 Temmuz'da tarihi Ulusal Demokratik Cephe çağrısını yayınladı. Türkler yayınladığı çağrı mesajında şu görüşleri dile getirdi:
  • "Milliyetçi Cephe, işbirlikçi tekelci sermayenin en gerici, şoven kesimlerinin oluşturduğu gericilik ve faşizm cephesidir. Bu cepheye karşı ve güvenoyu aldığı takdirde 2. MC'yi bir an önce iktidardan uzaklaştırmak için, ulusal bağımsızlıktan, demokrasi, barış ve toplumsal ilerlemeden yana olan parlamento içindeki ve dışındaki tüm örgüt ve güçlerin Ulasal Demokratik Cephe (UDC), içinde biraraya gelmeli ve UDC'yi güçlendirmeleri acil bir görev ve zorunluluktur."
  • DİSK 6. Genel Kurulu 22-27 Aralık tarihlerinde Harbiye Şehir Tiyatrosu Salonu'nda toplandı. Kemal Türkler, genel başkanlığı Genel-İş Sendikası Genel Başkanı Abdullah Baştürk'e devretti.

 

1978

  • 16 Mart'ta İstanbul Üniversitesi'nden çıkan öğrenciler bombalı, silahlı saldırıya uğradı. 7 öğrencinin öldüğü olay nedeniyle 20 Mart'ta "Faşizme İhtar Eylemi"ni gerçekleştirdi. Bir saatlik işbırakma eylemine 600 bini aşkın işçi katıldı.
  • DİSK/Tekstil Sendikasının Beyoğlu Şube binası Nisan ayında bombalandı, binada ağır hasar meydana geldi.
  • TKİ Aşkale Linyit İşletmesi'nde çalışan Yeraltı Maden-İş üyesi işçiler, işverenin toplu sözleşme hükümlerine uymaması üzerine işyerini işgal etti. Üretimi üstlenen işçiler işgali 7 ay boyunca sürdürdü ve eylem başarıyla sonuçlandırıldı.
  • Mersin'de kurulu Soda Sanayi A.Ş.'de örgütlenen DİSK/Petkim-İş üyesi işçiler çeşitli baskılarla karşılaştı. Uyuşmazlık sonucu başlayan ve yüz kırk gün süren grev Bakanlar Kurulu kararıyla önce otuz, daha sonra altmış gün ertelendi. Erteleme süresinin dolmasına on gün kala işveren işçilerle birlikte teknisyenleri de kapsayan lokavt ilan etti. İşveren lokavt kararı mahkeme tarafından yasadışı sayıldı.
  • DİSK yönetimi yapılan yasadışılıkların düzeltilmesi için Başbakan Bülent Ecevit'e bir mektup gönderdi. Bu mektubun da sonuç vermemesi üzerine 31 Nisan'da binlerce işçinin katıldığı bir miting yapıldı.
  • Bu mitingle yetinmeyen işçiler duyarsız iktidara seslerini duyurmak amacıyla Mersin'den Ankara'ya uzanan bir yürüyüş yapma kararı aldı. Mersin Valiliğinin engelleme girişimlerine karşın işçiler 21 Haziran'da yürüyüşü başlattı. İşçilerin Ankara'ya girmesine izin verilmedi. Soda işçileri on beş gün Gölbaşı'nda bekletildi. Petkim-İş yöneticileri bazı bakanlarla görüştü.
  • Soda Sanayii A.Ş. yönetim kurulu başkanı Şahap Kocatopçu tarafından bakım yaptırma gerekçesiyle işe alınan faşist militanlar 2 Temmuz'da kendi aralarında silahlı bir çatışmaya girdi. Çatışmada bir faşist militan arkadaşlarınca öldürüldü, birkaçı da yaralandı. İşveren ölüm nedenini elektrik kazası olarak açıkladı.
  • 1 Mayıs, yapılan onca karşı propagandaya ve kışkırtma çabalarına rağmen yüzbinlerin katılımıyla yine İstanbul, Taksim Meydanı’nda kutlandı.
  • Bir grup AP ve MHP militanı DİSK/İlerici Deri-İş Sendikasının Kazlıçeşme Şube binasına saldırdı. Bina tahrip edildi, saldırganlar bina içini kurşun yağmuruna tuttu.
  • DİSK Samsun Bölge Temsilciliği çalışanı Erdoğan Aksu 8 Temmuz'da evine giderken öldürüldü.
  • CHP Hükümeti’nin gündeme getirdiği "Toplumsal Anlaşma" Türk-İş tarafından 20 Temmuz'da imzalandı. DİSK, sermayenin ve iktidarlarının günahlarının işçi sınıfına fatura edilmesi olan bu anlaşmayı şiddetle eleştirdi.
  • Tüm çalışanların grevli ve toplu sözleşmeli sendika hakkını savunan DİSK, kamu çalışanlarının tek çatı altında toplanması doğrultusunda önemli bir adım attı. DİSK Yönetim Kurulu eğitim emekçilerinin örgütü Töb-Der'i onur üyesi olarak kabul etti.
  • 1-4 Ağustos'ta yapılan 1. Ören Toplantısı geniş yankı yarattı. Toplantıda "Demokratik Sınıf ve Kitle Sendikacılığının Temel İlkeleri" adlı belge ve "Tek Tip Demokratik Tüzük" ele alındı.
  • Atatürk Öğrenci Sitesi Müdürü ve DİSK/OLEYİS üyesi Avukat Devrim Çelenk 24 Ağustos'ta faşist çeteler tarafından Beyazıt'ta öldürüldü. Bir süre DİSK/Turizm-İş avukatlığını da yapan Devrim Çelenk, Öğrenci Sitesi'nde etkin olmak isteyen faşistler tarafından tehdit edilmekteydi. Faşistler uzun süre takip ettikleri Çelenk'i Beyazıt'ta aracının kırmızı ışıkta durmasından yararlanarak katlettiler. DİSK ve OLEYİS üyesi binlerce işçi, Çelenk'in cenazesini büyük bir antifaşist gösteriye dönüştürdü.
  • Faşizmin aydınlara ve halka dönük eylemleri tırmandı; Savcı Doğan Öz, Doç.Dr. Bedrettin Cömert, Prof.Dr. Bedri Karafakioğlu, Doç.Dr. Necdet Bulut öldürüldü. Üç üniversite öğrencisi belediye otobüsünden kaçırılıp kurşunlandı. 7 TİP üyesi genç kaldıkları evde öldürüldü. Kahvehane taranması olaylarında çok sayıda vatandaş öldürüldü.
  • DİSK/Dev Maden-Sen genel merkezi 1 Ekim'de bombalandı, binada ağır hasar meydana geldi.
  • DİSK/Limter-İş'in hızla gelişen örgütlenmesini önlemek isteyen sarı sendika Dok Gemi-İş'te yuvalanan faşist çeteler sendikanın İzmit Bölge Temsilcisine saldırarak yaraladı.
  • 19 Kasım'da DİSK Genel Temsilciler Meclisi toplantısı yapıldı. Toplantıda, 6. Genel Kurul kararları ışığında "Demokratik Platform"un oluşumu konusu tartışıldı ve hayata geçirilmesi kararı alındı.
  • 25 Kasım'da 33 örgütün katılımıyla "Demokratik Platform" toplantısı yapıldı. Toplantı sonunda Ecevit Hükümeti’nin hazırlıklarını yürüttüğü yeni baskı yasalarına karşı ortak bir mektup yayınlandı.
  • DİSK'in 6. Genel Kurulu kararları doğrultusunda 12-13 Ekim tarihlerinde toplanan Genel Temsilciler Meclisi "Türkiye'de antiemperyalist, antişovenist güçlerin faşizme, emperyalizme ve şovenizme karşı güç ve eylem birliğinin "Demoktaki Platform"da sağlanması görüşü benimsendi.
  • DİSK Genel Yönetim Kurulu ve Başkanlar Konseyi toplantısında bu kararlar üzerine bir komisyon oluşturdu. Komisyon çalışmalarını tamamlayarak platformun oluşturulması için çağrılacak demokratik kitle örgütlerini belirledi ve 25 Kasım'da Ankara'da toplantıya çağırdı.
  • 33 kitle örgütünün katılımıyla yapılan toplantı sonucunda CHP Hükümetinin getirmek istediği antidemokratik baskı yasalarına karşı Başbakan Bülent Ecevit'e hitaben bir mektup yayınlandı.
  • Turhal'da kurulu Özdemir Antimuan işvereni, madende örgütlenen DİSK/Yeraltı Maden-İş'i işyerinden sökmek için faşist çeteleri kullandı. İmzaladığı toplu sözleşmeyi uygulamayan işveren, işyerinde huzursuzluğun tırmanmasını sağladı. MİSK'e üye olduğunu söyleyen yirmi faşist militanı işe almaya çalışan işveren, dokuz Yeraltı Maden-İş üyesi işçiyi de işten çıkardı. İşçiler direnişe geçti. Direnişi kırmak için bir komplo tezgahlayan işverenin oyunu işçiler tarafından bozuldu. Silahlı bir saldırı hazırlığını fark eden Antimuan işçileri altı MHP'liyi silahlarıyla birlikte yakalayıp savcılığa teslim ettiler. Bu olaydan on gün sonra işçilerin servis aracı kurşunlandı, biri ağır beş işçi yaralandı. Aralık ayında başlayan direniş altı ay sürdü, bakanlığında devreye girmesiyle işveren işçilerin taleplerini kabul ettiğini açıkladı.
  • 26-27 Aralık tarihlerinde faşistler Kahramanmaraş'ı kan gölüne çevirdi. "Maraş Katliamı" olarak anılan olaylarda ana rahmindeki bebelerden yetmişini aşkın yaşlılara varıncaya kadar yüzbeş insan hunharca katledildi. Evler, işyerleri yakıldı. Emniyet güçlerinin uzaktan seyrettiği katliam sırasında yaralananların toplandığı hastane faşist caniler tarafından basıldı, yaralılar dövüldü.
  • Hükümet 13 ilde sıkıyönetim ilan etti.

 

1979

  • DİSK, Kahramanmaraş'ta katlamını kınamak amacıyla 5 Ocak'ta tüm ülkede saat 11.00'de beş dakikalık saygı duruşu yaptı. DİSK'in "5 Ocak Faşizmi Lanetleme Eylemi"ne çok sayıda demokratik kitle örgütü üyesi de katıldı.
  • Yüzbinlerce emekçinin yaptığı eylem geniş yankı uyandırdı.
  • Haklarını sürekli olarak işverene bağışlayan Tek Gıda-İş'ten kurtulmaya karar veren Tekel işçileri DİSK/Gıda-İş'te örgütlenmeye başladı. İşçilerin kararlılığını kırmaya çalışan işveren ve sarı sendika, işçilere yönelik saldırıları yoğunlaştırdı. 2. MC hükümetinin giderayak yasadışı biçimde işçi diye fabrikaya yerleştirdiği silahlı faşist çeteler terör estirmeye başladı. Ocak ayında Cevizli Sigara Fabrikası işçisi Muammer Kuran faşistlerce pusuya düşürülüp katledildi.
  • Cinayet şebekeleri işçilerin iradesini ezmek için saldırılarını daha da artırdı. 31 Mayıs'ta Hamit Akyıldırım evine giderken öldürüldü. Altı bin Tekel işçisi cinayetleri ve saldırıları protesto etmek için işbıraktı.
  • Kana doymayan katiller 21 Aralık'ta Gıda-İş işyeri temsilcisi Sebahattin Çakmak'ı da katletti. Yirmi bin Tekel işçisi kararlılığını gösteren eylem ve direnişlerle ne faşist cinayet şebekelerine ne de işverenin kuklası sarı sendikalara boyun eğmeyeceklerini gösterdi.
0 YorumBağlantı

29/4/2007 - İŞYERİNDE CNT - İŞLEYİŞ

Kategori: sendikal
İŞYERİNDE CNT

Birlik Seksiyonu

İşyerindeki CNT üyeleri kolektif olarak, Birlik Seksiyonu (ing. section) olarak tanınır. Birlik seksiyonu, birliğin belirli sorunlarının gündeme getirildiği meclisler aracılığı ile işler. İşverenle mücadelesinde, birlik seksiyonu eylem yapma özgürlüğü, propaganda, üye olma ve üyelerin savunulması, meclis toplama ve birlik adına sözleşme imzalama yetkisini kazanmalıdır. Günümüzün malum hukuki çevresi ve birlik hareketinin durumu, bugün tehdit altında olan hakların kazanılması için CNT'nin gün ve gün çarpışmasını gerektirmektedir; anarko-birliklerin birlik seçimlerini boykot etme taktiklerinden dolayı, işverenler onları [hukuki olarak] tanımayı reddetmektedirler.

Birlik Seçimleri

Birlik seçimleri, 1970'lerin işverenlerinin ve UCD hükümetinin yeniden uyanmakta olan işçi hareketini düzenlemek amacı ile yaptıkları icatlardır. Franko'nun ölümü ve onun düşey (hükümet kontrollü) sendikalarının dağılmasından sonra, ateşleyicilerinin bizzat insanların kendileri olduğu grevler ve kitlesel protestolar ülkeyi sarstı, ve bu durumla uğraşabilmek için sendikacılık (ing. unionism) kurumsallaştırıldı.

CNT hariç, büyük sendikalar UGT ve CCOO ve diğerleri, toplu sözleşme görüşmelerini (ing. bargaining) yeni bir icatla yapmayı kabul ettiler; yani işletme komitesi [ile]. İşletme komitesi (ing. enterprise commitee) sendikaları temsil eden adaylar arasında yapılan gizli oylama ile seçilir. İşletme komitesi seçilir seçilmez, işveren anlaşmaları sadece onunla görüşür. Sendika seçimleri yaklaşık olarak üç ya da dört yılda bir yapılır. Seçimlerden sonra hükümet sonuçları açıklar. Sadece oyların % 10'u ve fazlasını alan sendikalar hükümet ile masaya oturup, tartışma ve anlaşma yapma yetkisine sahiptirler.

Seçimleri yaklaşık olarak 200,000 üye sayısına sahip olan UGT-CCOO kazanmaktadır. Bask İşçi Dayanışması (ELA-STV), USO, Galiçya sendika-birlik, ya da temizlik çalışanları sendikası gibi diğer sendikalar ise daha az oy almaktadırlar (7,000 ile 3,000 arasında).

Hükümet ekonomik destekleri verilmesinde, ve bu hizmetlerde çalışan sendikacıları uzmanlaştırmakta [yani sendikacılığı profesyonel bir meslek haline getirmekte] bu seçim sonuçlarını kullanır. Aynı zamanda toplu pazarlık yolu ile, işveren de işletme komitesini [mali açıdan] destekler ve ender olarak da bazı üyelerini yönetim kuruluna oturtur [üye yapar]. CNT'nin ne Devlet tarafından, ne de işverenler tarafından sağlanan [mali] desteklemeleri kabul etmediğini vurgulamakta fayda vardır, çünkü bunlar mücadele edilmesi gereken organizasyonlardır, ve CNT onlara cephe almak için bağımsızlığını kaybetmek istemez.

Bu ayrıcalıklar, destekler ve sendika kurumsallaşması sisteminin kabulü, toplumsal dönüştürücü olarak sendika fikrinin (on yıldan fazla bir süredir) pratikte ortadan kalkmasına yol açmıştır, çünkü:

  • Sendika seçimleri karar verme gücünü halktan almaktadır. İşyerinde, görev süresi boyunca, kararları sadece komite alır.
  • Sendika seçimleri, her zaman bireysel ve gizli oylama ile seçilen en reaksiyoner adayların kazanmasına neden olur.
  • Komiteye seçilen kişiler belirli bir süre zarfında görevlendirilirler ve herhangi bir disipline tabi değildirler. İstemesiniz dahi sizi temsil ederler, izniniz olmadan sizin adınıza görüşmeler yaparlar, istemedikleri sürece meclisi toplantıya çağırmazlar, işverenle tartışabileceğiniz ya da anlaşabileceğiniz şeyleri sınırlarlar, vb.
  • Sonuç olarak, tüm görüşmeler komitenin elinden geçer.
CNT otorite ilkesini, ve böylece de sınırsız güce sahip temsilciler olmasını reddeder. Eğer CNT sendika seçimleri, yetkili delegeler, ücretli çalışanlar ve hükümet destekleri sistemine dahil olsaydı, o zaman yıkmaya çalıştığını aynen kendisi yeniden üretmiş olacaktı. CNT'nin bir miktar tutarlığını muhafaza (toptan tutarlılık ve saflık yoktur) etmek için ödediği diyet ise, anarko-sendikalist eylemle güçlüklerin üstesinden gelip ilerlemektense, konformizmi seçerek seçim-destekleme-görevliler temelinde sendikalar kurmayı seçen insanların iki organizasyonel kopuşunu yaşamasıdır. Bu kopanlar bugünki Confederacion General del Trabajo'u (CGT, Genel Emek Konfederasyonu) kurmuşlardır.

Pratikte, CGT görevlilerine ödeme yapmak için daha fazla fona sahip olarak daha fazla özgürlük kazanırken, önemsiz seçim sonuçları (1620 işletme komiteleri üyeliği ile son seçimlerde % 0.67) almıştır. Kitle sosyolojisi uzmanı Friedricksen-Hoffmanın geliştirdiği yasalara göre, seçim sandıklarının olduğu demokratik bir seçimde, her zaman en reaksiyoner olan aday kazanır (Gizli oy kullanmanın ilk ilkesi). Eğer kutsal bir mucize ile daha fazla temsil yetkisi kazanırsa, görevi süresince reaksiyoner hale gelecektir (Gizli oy kullanmanın ikinci ilkesi). Ve eğer, inanılmaz bir şekilde, görev süresinin (ing. mandate) sonunda hala ilerici olarak kalsa dahi sonuçlarının kendisini tekrar etmeyeceği açıktır; üçüncü ya da dördüncü sıraya gerileyeceği kesindir (Gizli oy kullanmanın üçüncü ilkesi).

Bir şeyin yapılmasına olanak tanımak, ancak mecliste el kaldırılması suretiyle olan açık oylama ile olasıdır. Anarko-sendikalist fikirlere göre, genelde sonuçlar farklı ve daha faydalı olacaktır.

CNT'nin karşılaştığı başka bir güçlük ise birlik seksiyonlarının hukuki olmalarına rağmen, seçimlere katılma haklarının olmamasıdır. Bu nedenle seksiyonlar bu hakları, gün ve gün mücadele ile kazanmalıdırlar.

Anarko-Seksiyonun Günlük Aktiviteleri

Seksiyon faaliyete geçtiğinde, yani işyerinde iki ya da üç üye dayanmanın ötesindeki [haksızlıklara] artık yeter demeye karar verdiğinde, şunları elde etmelidirler:

  • İş arkadaşlarının sorunlarını anlamak ve onlarla uyumlu olmak. Basit taleplerin kazanılması [-nı sağlamak] ve böylece seksiyona sempati oluşmasını sağlamak. Bu sorunlar patronla, ustabaşı ile doğrudan konuşarak, doğrudan yaklaşımla çözümlenmelidir. Eğer bu işe yaramazsa, birlik klasik silahları ile müdahele etmelidir (görüşme-boykot-grev, vb.); ve eğer herhangi bir sebeple bu da işe yaramazsa, ya da güç dengesi buna olanak tanımazsa, ya da kullanmaya hazır olduğumuzdan daha fazla enerji harcanması gerekiyorsa, birliğin yasal temsilcileri aracılığı ile hukuki düzenleme yolu denenebilir.
  • CEMAC ve işveren nezninde seksiyonun hukuki olarak tanınması. Yasallaşma herhangi bir garanti ya da hakkın elde edilmesi olarak nitelendirilmemelidir. Fakat bazı durumlarda, bu [hukuken tanınma] birliğin yasal olarak grev ilan edebilmesine ve diğer etkinliklerde bulunmasına, ve avukat tutmasına olanak tanır.
  • Bir taraftan işvereni, diğer taraftan ise olayların % 99'unda işletme komitesi ve onunla işbirliği içindeki sendikaları düşman olarak tanımlamak [teşhir etmek anlamında]. Çelişkileri keskinleştirmek ve herhangi bir oldu bittiye müsade etmemek, hayati değer taşımaktadır. Fakat hiçbir zaman gerçek düşmanın işveren olduğunu, ve diğer sendikalarda da iyi niyetli üyelerin ve militanların olabileceğini unutmamalıyız
  • Seksiyon, merkezin Sağlık ve Güvenlik Komitesine katılmalıdır. Eğer mevcut değilse, birlik onun oluşturulmasını teşvik etmelidir. Şu ya da bu şekilde, seksiyon işyeri [iş] güvenliğinin sağlanması, hastalık ve iş kazalarının önlenmesi için planlar oluşturmalıdır.
  • İşyeri, işçi tazminatları, ekonomik planlar, iş imkanları, organizasyonel yapı, yönetici ücretleri, patronların karakteristiği ve alışkanlıkları ... hakkında ayrıntılı bilgiye sahip olunması. Bu her şeyin ötesinde, birlik-karşıtı planların önceden tasavvur edilmesinde, ve işyerinin farazi (ing. hypothetical) olarak kendinden-yönetiminde işe yarar.
  • Sorunları ele alan, CNT'nin görüşlerini anlatan bilgilendirme broşürleri ve bültenlerin yayınlanması. Her zaman vurgulanması gereken nokta, meclislerde karar verenin işçiler olması gerektiğidir.
  • Anarko-seksiyon, işverenlerin işçilerin kolektif temsilini tanıması için mücadele etmelidir; yani, bugün sadece İşletme Komiteleri'nin elinde olan görüşme yapma yetkisine, meclis tarafından seçilen temsilcilerin de sahip olması sağlanmalıdır.
  • İşletme Komitesi genel meclis toplantısı yaptığında, CNT adına konuşmak ve önerilerimiz üzerinde karar birliğine varmak. Gizli oylama yapılmasını engellemek. Gizli oylama her zaman reaksyonerdir. Oylamanın açık yapıldığı mecliste, insanlar oyları kendileri sayabilirler, böylece gizli saklı hiç bir şey olmaz; korkularından kurtularak, herşeyi daha açıkça görebilecekleri genel bir mantığa (ing. common sense) sahip olurlar.
  • Eğer meclisler CNT'nin duruşunun aksinde bir karar alırlarsa, seksiyon CNT ilkelerini zedelemedikçe bu karara saygı gösterecektir; ama aksi takdirde bunu kabul etmeyeceğiz, ve her zaman kendi duruşumuzu savunacağız.
  • İşletme Komitesi'nin yetersizliği ve ihaneti, ya da kurumsallaşmış sendika açık bir şekilde ortaya çıkarsa, o zaman Komiteyi lağvetmeyi planlamanın zamanı gelmiş demektir; ve [Komite], birlik seksiyonlarının doğrudan temsili ve işyeri meclisleri ile değiştirilmelidir.
  • Grev durumunda, grev komitesinde çoğunluğu kazanmak ya da en azından bir azınlığın varlığını sağlamak. Grev kararının genel mecliste oy çokluğu ile alınması, ve aynı zamanda da meclisle işveren arasındaki ilişkilerin [yürütülmesinden] sorumlu olacak meclis grev komitesinin seçilmesi gerekir. Mevcut iş yasalarına göre, bu işverenin meclis temsilcileri ile görüşmek zorunda kaldığı tek durumdur. (Diğer durumlarda işveren, işçi meclisinin kararlarının bağlayıcılık arz etmediği İşletme Komitesi ile görüşür - Çevirenin Notu).
  • Seksiyon genel meclislere saygı gö